|  |
|
Kafkasya’daki Savaş, Kimin Savaşı
|
|
Soğuk savaş döneminin sonlanmasıyla, ABD küresel hâkimiyeti eline geçirmek için projelerini uygulamaya başladı. Özellikle 11 Eylül saldırısından itibaren yayılmacılık politikasına sürat verdi. Son dönemde “Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi” ile dünya gündeminde yer alan ABD, bununla yetinecek değildi. Hedefinde enerji kaynaklarının yoğun olduğu Kafkasya da vardı.
ABD, küresel egemenliğe sahip olmak için petrol, doğalgaz bakımından zengin enerji havzalarını ele geçirmeyi hedeflemişti. Örnek olarak Irak’ı, Afganistan’ı gösterebiliriz. ABD’nin barış, demokrasi, insan hakları diyerek yaptığı işgallerden sonra, bu sihirli kelimelerden muradının petrol ve doğal gaz olduğu kısa sürede anlaşılmıştır. Hedefe ulaşabilmesi için Kafkaslarda da hâkimiyetin kurulması gerekmektedir. Güney Kafkasya da ABD Gürcistan’la bir yakınlaşma kurmuş, bu topraklara askerlerini de konuşlandırmıştır.
Amerika’nın, Ortadoğu’daki hedefine ulaşmasında en büyük engel İran Devleti, Kafkasya’daki hedefine ulaşmasındaki en büyük engeli de Rusya Devletidir. İran’a açıktan kafa tutmakta ve dünya kamuoyu önünde onu yalnız bırakmaya çalışarak pasifize etmeye çalışmaktadır. Bir taraftan da açıktan olmasa da gizliden gizliye Rusya’nın etrafını sararak Rusya’nın bölgedeki gücünü azaltmaya çalışmakta ve onu da devre dışı bırakmaya çalışmaktadır. İşte Güney Osetya üzerinden yaşanan gerilimin, hatta savaşın sebebi budur. Savaşın tarafları her ne kadar Rusya ve Gürcistan görülse de, asıl savaşan taraflar Rusya ve Amerika’dır. Güney Osetya’daki gerilim üzerinden Rusya’nın refleksi ölçülmeye çalışılmıştır.
|
|
|
G: editor T: 08.08.2008 Saat: 23:26 (14 ok.)
(Devamı... | 4867 byte | Puan: 0)
|
|
|
Yazın Dinlenebiliyor muyuz?
|
|
Yaz ayı sünnet merasimlerinin yoğunlaştığı, düğün törenlerinin arttığı bir mevsim. Yaz ayları aynı zamanda tatil mevsimi. Her yaz ülkemizin demografik yapısı iyiden iyiye değişir. Yaz boyunca nüfus yoğunlukları bir bölgeden bir bölgeye taşınır. İnsanlar yazın da etkisiyle bulundukları bölgeden bir başka bölgeye gitmek isterler. Sahip olduğumuz vatan bu manada tam bir cennet misali. Yeşil çevrenin dinlendirici tonları, serin suların en güzeli maviliği bizim ülkemizde. Özellikle büyük metropollerde yaşayanlar coğrafyamızın bu nimetlerinden mahrumlar. Buldukları ilk fırsatta ver elini memleket, ver elini Anadolu derler. Hem sıla hasreti giderilir, hem yaz ayları memleketinde tarlasında geçirilir, hem büyük şehrin kaotik ortamından bir bakıma kendisini kurtarır.
Bu arada taşradakiler de büyük şehirlere gelmek isterler. Gezmek ve hoşça vakit geçirmek için. Nüfusun daha ziyade Anadolu’ya akmasından dolayı, trafik sorunu en aza inmiştir. Büyük şehirlere gelmek için tam zamanıdır, bu aylar.
Anadolu’ya giden ve gidemeyenle; Anadolu’dan gelen ve gelemeyenle konuştuğumuzda artık yaz aylarının pek de dinlenme ayları olmadığını gördük. Bir kere ulaşım çok pahallaşmış. Aile boyu seyahat etmek neredeyse imkânsız hale gelmiş. Bir diğer sebep ailede çalışanların hepsinin aynı zamanda seyahat edememeleri, ailenin toplu hareket etmesini engellemiş. Yaşanan kuraklık ve tarım sektöründeki durgunluk, ürünlerin pahalıya mal olması sonucu, sektör bekleneni verememiş. Memleketleri dışında bir tatil beldesine gitmek isteyenlerin önüne, maliyet hesapları, aile bütçeleri gelmiş dayanmış. Üstüne üstlük kene hadiseleri sıradan bir pikniği bile zora sokmuş. Aileler kendi aralarında en çok neyi konuşuyor biliyor musunuz? En çok konuşulan, müzakere edilen konuların başında geçim geliyor; alınması gereken tasarruf tedbirleri geliyor. Nereden kessek nereye yamasak kabilinden sorular değişmez gündem artık.
|
|
|
G: editor T: 06.08.2008 Saat: 11:17 (10 ok.)
(Devamı... | 3994 byte | Puan: 0)
|
|
Hafta sonu Bursa’daydık. BTP Bursa il başkanı Zeki bey ve il yönetiminden Musa beyin muhterem mahdumlarının sünnet merasimine katılmak için Bursa’ya gelmiştik. Bir gün önce Bursa’ya intikal etmiş ve o geceyi Hasan arkadaşımızın evinde geçirmiştik. İstanbul’un yakıcı havasını bize unutturacak kadar tatlı bir esinti vardı, Bursa’da. Pazar sabahı erkenden kalktık ve Hasan beyden bizi Bursa’yı gezdirmesini istedik. Gezmek istiyorduk, çünkü her Bursa’ya geldiğimizde bizi bir heyecan dalgası içine alırdı. Sanki tarihle buluştuğumuzu hissederdik. Tarih bizi kucaklar, sarmalardı adeta. Bursa demek medeniyet demek, sanat demek, estetik demek, coğrafi ve manevi güzellik demekti. Kısacası Bursa Türk’ün saflığı, temizliği ve yükselmesi demek oluyordu. Bursa içinde barındırdığı tarihi dokusu itibariyle, tarih ile bugünü iç içe yaşayan ve tarihe şahitlik eden bir duruşu da temsil ediyordu. Sünnet merasiminin başlayacağı saate kadar zamanımızı iyi kullanmak zorundaydık. Bu zaman zarfında yetiştirebildiğimiz kadarıyla cami ve türbeleri ziyaret ettik. Emir Sultan Camii ve Türbesi, Ulu Cami (Cami Kebir), Muradiye Külliyesi, Hüdavendigar Cami ve Külliyesi, Üftade Mehmed Muhyiddin Cami ve Türbesi, 'Mevlid -i Şerif 'in yazarı Süleyman Çelebi Türbesi, Orhan Gazi ve Osman Gazi Türbeleri… Ziyaret edebildiğimiz mekânlar arasındaydı. Dualar ettik ve o günleri yâd ettik, tarih perspektifinden bugünü ve geleceği seyretmeye gayret ettik.
|
|
|
G: editor T: 06.08.2008 Saat: 11:16 (11 ok.)
(Devamı... | 4923 byte | Puan: 0)
|
|
|
Birlik Adına Tarihi Bir Adım
|
|
Ehli Beyt sevdalıları ile ehli sünnet arasına yerleştirilen ihtilaf bizim ülkemizin sınırlarını da aşan bir sorun. Bu güne kadar bu sorunun gerçek sebebinin izahı ve çözümü adına maalesef yeterli adımlar atılamamıştır. Daha çok bu ayrılıktan rant elde etmeye dönük çalışmalara şahit olduk. Neticede kimisi kendi hesabına düşecek nemayı planlarken, kimisi de parçala böl yut mantığıyla hareket etmiştir.
Ülkemizde bile herkesin hafızasında canlılığını koruyan az mı olaylar gerçekleşti. Her gelişen olayın akabinde ayrılıklar biraz daha derinleşti. Kin ve düşmanlık tohumları daha çok yeşertildi. Olayların dışına çıkıp şöyle bir bakalım. Bütün bu gelişmelerden kim kazançlı çıktı; kim kaybeden taraf oldu. Cevap çok açık, bu mücadelenin kazanan tarafı olmadı. Kazananlar, hep kendi adlarına, tarafları birbiriyle çatıştıranlar oldu. Peki, bu acı bu ayrılık ne zamana kadar devam edecekti. Yetmez miydi bu kadar ıstırap ve gözyaşı. Üstelik içinde yaşadığımız bu zaman diliminde birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardı.
Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda bir ehli beyt sevdalısıdır. Her fırsatta ülkemizi kurtaracak olan kapının Ali kapısı olduğunu dile getirir. Ülkemizde ihtiyaç duyulan birlik ve beraberliğin bu kapıdan feyiz ve muhabbet alanlar tarafından getirileceğini ifade eder. Birliğin dışarıdan alınan akılla olamayacağını, böyle akılla ortaya çıkacak birliğin olsa olsa yabancıların işine yarayacağını ifade eder. Bütün bir milleti AB’nin, ABD’nin ve Soros’un arkasına takmak için, dış eksenli bir birlik anlayışının dikte ettirilmek istendiğini ifade eder. Olması gereken ihtiyaç duyulan birliğin ise milletin değerleri etrafında oluşturulacak bir birlik olduğunun da ısrarla altını çizer. Yalnız söylem planında değil, fiili olarak da dediklerini tatbik eden Sayın Baş, kendi hayatında ve nüfuz sahası içerisinde bu birliği temin eder. Nitekim Hatay bölgesinde, o bölgenin kanaat önderleri ile bir araya gelerek “Biz Türk milleti olarak bir bileğiz, bir yüreğiz. Zamanında gelmişler bizi fitne, fesat ve tefrikayla ayırmışlar. Şimdi bu fitnenin sonu geldi. Bak ben, Hasan Hüseyin Bayram ağabeyimle beraber yan yanayım, kol kolayım ve omuz omuzayım. Ama bu beraberlik, önce gönüllerde bir araya geldi. Biz gönülden bir araya geldik, şimdi de cesetlerimiz bir araya geldi” şeklinde sıcak açıklamalar yapmıştı. Hasan Hüseyin Bayram ise ziyaret esnasından çoluk çocuğunu toplayarak “işte bizim birliğimizi sağlayacak ve bizi kurtaracak lider bu insandır, Haydar hocadır” demesi arzu edilen özlenen birliğin gönüllerden cesetlere intikal ettiğini göstermektedir.
|
|
|
G: editor T: 06.08.2008 Saat: 11:11 (12 ok.)
(Devamı... | 3828 byte | Puan: 0)
|
|
|
Şaban Ramazan’ın Habercisidir.
|
|
Sayılı günler çabuk geçer derler. Üç aylara girdik, Recep ayını idrak edeceğiz derken, bir anda Recep ayı bitti ve Şaban ayına girmiş olduk. Bizde, Peygamber efendimizin duasıyla duamızı yineleyelim. “Ey Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl. Ve bizi Ramazan’a ulaştır.” Nasip olursa, bir ay sonra da Ramazan ayını idrak edeceğiz. Üç ayların bir özelliği de yapılan ibadetlerin ecrinin diğer aylara göre kat be kat fazla olmasıdır. O halde bu günlerin kıymetini azami olarak bilmemiz ve istifade etmemiz gerekir. Peygamber efendimiz “Şaban benim ayımdır” buyurmuşlardır. Ve bu ayda çokça oruç tutmuşlardır. Bir hadisi şeriflerinde "Ya Resulallah, Ramazan'dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır?" diye sorulduğunda Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Ramazan'ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şâban' da tutulan oruçtur" cevabını vermiştir. Şaban ayını da gündüzleri oruçla geçirmeye gayret etmelidir.
|
|
|
G: editor T: 06.08.2008 Saat: 11:10 (11 ok.)
(Devamı... | 3419 byte | Puan: 0)
|
|
|  |
| Kimler online? |
Şu an sitede, 3 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.
Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz. |
|
|
|