Ahmet Hamdi Kepekçi

Cerrahi ve ameliyathanenin tarihçesi

Home » Ameliyathane Hizmetleri » Cerrahi ve ameliyathanenin tarihçesi
cerrahi-ve-ameliyathanenin-tarihcesi

Özet:

Sağlık personelinin yetişmesinde ve gelecek projeksiyonu yapmasında cerrahinin ve ameliyathanenin gelişim sürecini bilinmelidir. Cerrahi uygulamalarda ilkler cerrahinin gelişime katkı sağlamıştır. Ülkemizde cerrahi branşların kurulması ve kurumsal yapıya kavuşması önemli aşamalardan geçmiştir.

Cerrahi ve ameliyathanenin gelişimi cerrahi branşlar temelinde bilinmesi gereken bir süreçtir. Özellikle anestezinin kullanımı, mikroorganizmanın tanınması, asepsi ve antisepsinin uygulanması ve antibiyotiklerin keşfi bu süreçte önemli köşe taşları olmuştur.  Son dönemde robotik cerrahinin klinik kullanıma girmesi cerrahi branşlarda yeni bir boyutun açılımına yol açmıştır.

Anahtar kelimeler: Anestezi,  Antibiyotik, Asepsi ve Antisepsi,  Mikrop

Summary:

The developmental process of the surgeon and the operating room should be known when the healthcare personnel are in training and performing future projection. In surgical applications, the firsts have contributed to the development of the surgeon’s contribution. The establishment of surgical branches in our country and the establishment of an institutional structure have passed through important stages.

The development of surgery and operating room is a process that needs to be known on the basis of surgical branches. The use of anesthetics, the recognition of microorganisms, the application of asepsis and antisepsis, and the discovery of antibiotics have been important milestones in this process. The recent introduction of clinical use of robotic surgery has led to the opening of a new dimension in surgical branches.

Key words: Anesthesia, Antibiotic, Asepsy and Antisepsis, Microorganism        

Giriş ve amaç

Ameliyatın kökeni çok eskilere dayanmaktadır. Eski Yunancada ‘ Kheirurgia’ yani “el ile yapılan iş” manasına gelmektedir. Latinceye geçiş şekli ise Chirurgia şeklinde olmuştur. Arapçaya geçisi ise ‘Amelbi’l yed’ ya da ‘mel ül yed’ şeklinde olmuştur. Zaman geçtikçe “ameliyat” adını alarak son haline gelmiştir. Yine köklere baktığımızda Arapçada Cerh; “yaralanma” “çürütme” “kabul etmeme” anlamlarına gelmektedir. Cerh’ten türetilen Cerrah ise ameliyatı yapan hekim manasına gelmektedir. Bu ameliyatın kapsamına ise bilim dalı olarak cerrahi denmiştir.

Cerrahi ve ameliyathane zamanla aşamalarla gelişimi sürdürürerek günümüze kadar gelmiştir. Bu aşamalar arasında mikrobun keşfi, anestezi, asepsi ve antisepsinin gelişmesi, antibiyotiklerin keşfi gibi elemanlar sayılabilir.

Sağlık personelinin yetişmesinde ve gelecek projeksiyonu yapmasında cerrahinin ve ameliyathanenin gelişim sürecini bilmesi amaçlanmıştır.

Anestezi Nedir, İlk Olarak Nasıl Kullanılmıştır?

Ciddi ve bir o kadar karışık ameliyatların gerçekleştirilebilmesi için öncelikle hastanın herhangi bir şekilde operasyon esnasında acı duymaması gerekir. İşte operasyon sırasında hastanın acı hissetmemesi için yapılan işleme Anestezi denmektedir. Zaten modern cerrahi de 1840’lı yıllarda anestezinin keşfiyle başlamaktadır. İlk anestezi Morton tarafından Boston’da Massachusetts General Hospital ameliyathanesinde, 16 Ekim 1846’ da yapılmıştır. Eter anestezi türü yapılmış ve cerrahi alanda hızla yaygınlaşmıştır.

Diş operasyonlarında ise ilk defa Dr. Horace Wells adlı diş hekimi 1844 yılında nitröz oksidi diş çekiminde kullanmaya başlamıştır. Lokal anestezi yani vücudun belirli bir yerini uyuşturma yöntemi ile yapılan anestezi Amerika’da 1890 yılında Josh-Hopkins Üniversitesinde, W. Steward Halsted tarafından yapılmıştır. Halsted kendi üzerinde kokain kullanarak bu anestezi türünü bulmuştur.

Modern cerrahinin başlangıcını oluşturan 1845-1945 arası ve 1945 sonrası anestezi alanında önemli buluşlara imzalar atılmıştır. Modern anesteziye geçiş evreleri ve uygulamaları bu yıllarda dikkat çekmektedir.

Mikrop Nedir?

Mikrobun ne olduğunu anlamak için öncelikle onun kökenine inmemiz gerekir. İlk kayıtlara baktığımızda Akşemsettin’in Maddet’ül Hayat’tını kaynak olarak görebiliriz. Eserde yer alan ‘’Bütün hastalıkların çeşitli tipleri, bitki ve hayvanlarda olduğu gibi tohumları ve asılları vardır’’cümlesinden büyük bir keşfe imza attığını söylemek mümkündür. Akşemsettin’in bahsettiği tohum olarak adlandırdığı hastalığa yol açan şeyin mikrop olduğu açıktır. Mikrop üzerine çalışmaları ile tanınan Fransız bilim adamı Pasteur de mikrobu dörtyüz yıl sonra “tohum” olarak tanımlamıştır.

Lister yara enfeksiyonlarının önlenmesinde pek çok çalışmalar yapmasıyla bilinen bir hekimdi. Kaynak olarak ise Pasteur’un mikrop teorisini göz önüne almış ve çalışmalarını bu şekilde ilerletmiştir. Hijyen konusunda önemli adımlar atmıştır. Örneğin ameliyat odasının kaynar suyun buharı ile spreylenmesi gibi ya da kullanılan malzemenin ve ameliyata girecek kişilerin ellerinin karbonik asit ile temizlenmesi bu büyük çalışmanın önemli ve kayda değer adımları olmuştur. Bakterinin hastalık nedeni olduğunu ise 1843-1910 yıllarında yaşamış olan Robert Koch tespit etmiştir.

Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 2009; 12: 1 104 DERLEME CERRAHİ HEMŞİRELİĞİNİN TARİHÇESİ Fatma ETİ ASLAN

Asepsi ve Antisepsi Nedir?

Asepsi, ortamda patojen mikroorganizmaların olmaması anlamına gelmektedir. Antisepsi ise, olası enfeksiyonun önlenmesi için, patojen mikroorganizmaların yok edilmesi işlemine denmektedir. Yani vücut yüzeyinde, yaralarda bulunan patojen mikroorganizmaların, kimyasal maddelerle temizlenmesi işlemine verilen addır.

Anestezi ve asepsiden önce cerrahi günlük kıyafetlerle yapılırdı

Steril beyaz önlük ve örtüler asepsi – antisepsinin keşfinden sonra, kullanılmaya başlanmıştır. Ondan önce normal kıyafetler ile operasyonlar gerçekleştirilmekteydi. Cerrahideki önemli detaylardan birisi de yaraların enfeksiyonsuz iyileşmesinin sağlanmasıdır.

1940’lı yıllardan sonra antibiyotik ve sülfamitlerin keşfi, asepsi ve antisepsi konusundaki yapılan başarılı çalışmalar ve edinilen bilgi, tecrübe ile 50’li yıllardan sonra tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük adımlar atılmıştır.

Dr. Cemil Topuzlu modern cerrahinin gelişimini 3 dönem ayırmaktadır. Bunlar antisepsi – asepti temelindedir. Şimdi bu devrelere değinelim:

Birinci devre (Antisepsi): 1882–1884 yıllarında başladığı kabul görmektedir. Bu sıralarda yapılan bütün ameliyatlarda cerrahi alet ve iplikler, Fenikeli sular içinde bırakılır ve taze açılan yaralar Fenikeli sularla yıkanmıştır. Yaralar dikildikten sonra üstü iyodoform tozu dediğimiz iyodoform gazlarla örtülür ve ameliyathanede bu esnada kuvvetli Fenikeli sularla tazyikli şekilde destek verilirdi.

İkinci devre (Antisepsi ve asepsi): Cerrahlık, Pastör’ün mikropları keşfiyle elde etmiş olduğu antisepsi ile yetinmemiştir. Antisepsi ile asepsinin birlikte yapıldığı bu devre ikinci devre olarak adlandırılmıştır.

Üçüncü devre (Büsbütün saf asepsi): 1882–1894 yıllarında antiseptik ilaçların hiçbir fayda sağlamadığına kesin kanaat getirildikten sonra antiseptik ilaç kullanmaktan vazgeçilmiştir. Ancak ameliyatta kullanılan aletlerin steril hale getirilmesiyle yetinilmiştir. Bu şekilde bugün elde ettiğimiz saf asepsi tamamiyle yerleşmiş ve bütün dünyadaki cerrahlar tarafında kabul görmüştür.

Türk Cerrahi Derneği Tarihçesi Hazırlayanlar: Dr. Semih Baskan, Dr. Osman Akata, Dr. İbrahim Ceylan, Dr. Yılmaz Kadıoğlu, Dr. Adnan Ataç

Antibiyotiklerin Ortaya Çıkışı

Antibiyotikler zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını önlemede etkilidirler. Bu konu hakkında asırlar boyunca pek çok başarılı çalışmalar yapılmış ve sonunda canlı mikroorganizmanın varlığı ortaya çıkarılmıştır. Sonrasında bu canlı mikroorganizmaya karşı savaşacak yöntemler ortaya bulunmuştur.

Küfün yaraları iyileştirdiği binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Örneğin Çin’de M.Ö. 600’de küflü soya püresiyle iltihaplanmış yaralar temizlenebiliyordu. Penisilini ise 1928’de Alexander Fleming çalışma esnasında tesadüf bir şekilde buldu. Penisilin küf mantarından elde edilmektedir. Penisilin iltihap yüzünden ölümle burun buruna gelmiş yüzbinlerce insana şifa olmuştur.

Cerrahi Uygulamadaki İlklere Bakış

l  Leke ve kanı göstermeyen siyah renkli önlüklerin bırakılması ilk olarak Von Bergmann ile başlamıştır. Bergman doktor, hemşire ve hastane görevlilerinin her gün yeni yıkanmış beyaz önlükleri giymelerine ön ayak olmuştur ve beyaz rengin kullanımı bu şekilde başlamıştır.

l  Beyaz önlük ve ameliyat alanını örtmede beyaz örtü kullanılması bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle beyaz örtülerden yansıyan ışıkların cerrahların gözlerini almış, aşırı yorulmasına sebebiyet vermiştir. Bunun önüne geçmek için Paris de De Martel ameliyathaneyi maviye boyama kararı almıştır. Berkley George Andrew Moynihan ise hem ameliyathaneyi, hem de cerrahın giysilerini ve cerrahi kompresleri yeşil renge boyamaya karar vermiştir.

l  Cerrahi dikiş materyali olarak katgütü ilk kullanan kişi El Zehravi olmuştur. Lister ise farklı birşey denemeiş ve katgütün dayanıklılığını artırmak ve fonksiyon kaybını geciktirmek için krom tuzlarını kullanmıştır. Bu şekilde kromik katgütü icat etmiştir. Halsted ise cerrahide ipek kullanımını  yaygınlaştıran isim olmuştur. Tahta saplı aletlerin yerine temizlenmesi daha rahat olan metal aletleri de Gustav Adolf Neumber 1883 yılında kullanmaya başlamıştır. Metal aletler bu şekilde yaygınlaşmıştır.

l  Operasyon esnasında ağız ve sakalı örten ‘mundbinde’ dediğimiz ağız bağını ilk olarak Mikulicz kullanmaya başlamıştır. Dikiş atarken kullanılan ve daha çok makası andıran pensetin kullanımı ise ilk olarak M.Ö. 3000 yılında Sümer şehri Ur kalıntılarında rastlanmıştır. Kanamnın pensle durdurulması lk El zehravi tarafından yazılmıştır. 1828-1915 yıllarında yaşamış olan Alsaceli Eugene Koeberk ise bugünkü pens ve klemplerin ilk şekillerini kullanmıştır.

l  Bir başka adım da 1980’li yılların ikinci yarısında atılmıştır. Bu tarihten itibaren eller, yıkanmaya ve fırçalanmaya başlandı. Steril bezle, alkol ve süblimata emdirilmiş tamponlarla ovuldu.

l  1954 yılında İlk böbrek naklini Joseph Murray yapmıştır. İlk karaciğer nakli ise 1963 yılında Thomas Starzl tarafından yapılmıştır.

Cerrahinin Gelişimi

936-1013 yıllarında yaşamış olan Ebu El Kasım Halefi bin Abbas El Zehravi operatif cerrahinin ayrıntılarına kadar inceleyen ilk cerrahtır. El Zehravi döneminde Endülüs her alanda çağının en üst düzeyindeydi. Bu verimli ortamı kullanan El Zehravi tıbbının her konusunu içeren 30 cilt lik El tasrif adlı ansiklobedik kitabı kaleme almıştır. Bu eserin son 3 cildi ise cerrahiye ayrılmıştır ve adı Kitab’ül Cerrahiye’dir. El Zehravi’nin kaleme aldığı ve Topkapı sarayında bulunan Kitab’ül Cerrahiye, cerrahi aletler, kesilere ve dağlama aletlerine ait 215 adet resim içermektedir. Koter kullanımının yarar ve zararlarını ilk tespit eden kişi El Zehravi olmuştur.

19 yüzyıl sonuna kadar cerrahi ve yan dalları bazı girişimler dışında tıp eğitiminden ayrı tutulmuştur ve yeterli itibarı görememiştir. Elimizde kanıt olarak ilk cerrahi tedavi yönteminin trepenasyon olduğunu söyleyebiliriz. Trepanasyon, kafatasının bir kısmının matkap benzeri aletlerle çıkarılma işlemine denilmektedir. Trepanasyon kafa travması ve epilepsi için oldukça yaygın bir şekilde uygulanan tedavi şeklidir.

Roma askeri cerrahları yara doktorları anlamına gelen “medicus vulner arius” olarak isimlendirilmişlerdi. Yara doktorları savaş esnasında askerle beraber savaş alanında bulurlardı. Yaralılara bu şekilde acil müdahale yapabiliyorlardı.

Cerrahların kendi loncalarını kurmaları ise 11. Yüzyılın sonlarına denk gelmektedir. Bununla birlikte cerrahlara göre daha az eğitim görmüş berberler de ortaya çıkmış, 14. Yüzyılda İngiltere’de berberler ve cerrahlar loncası birleşmiştir. 1540’ta yapılan bir anlaşmada cerrahlar berberlik yapmama ve berberler de yaptıkları cerrahinin diş hekimliği konusunda sınırlı kalması konusunda ortak bir anlaşma sağlamışlardır.

Ülkemize döndüğümüzde ilk cerrahi tıp kitabının Abdülmecit Tabie tarafından yazılan “Kitab-ül Mudavat” olduğunu görüyoruz. Ancak Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun “Kitab-ül Cerrahiyet-ül Haniye” isimli cerrahi eseri hem yerli hekimler arasında hem de dünya çapında ses getirmiş ve tıp tarihine geçmiştir. Türk tarihinde daha gerilere gittiğimizde cerrahi ile ilgili terimlere Orhun kitabelerinde ve bazı Uygur belgelerinde rastlanmaktadır.

İslam dünyasında ise ilk hastane 700’lü yılların başında Şam’da hizmet vermeye başlamıştır. Hint tıbbının bu hastanede yoğunlukla işlevselliğini gösterdiği bilinmektedir. İkinci hastane Kahire’de, üçüncü hastane ise Halife Mansur zamanında Bağdat’ta hizmet vermiştir.

İslam dünyasında cerrahi alanda ün yapmış eserlere baktığımızda 930-1013 yıllarında yaşamış olan Ebu’l-Kasım ez-Zehravi’nin ünlü eseri 9 ciltlik “Kitabü’l Tasrif”dikkat çeker. Cerrahi ile ilgili bilgiler vardır ancak bunun yanında ameliyatta kullanılan araç gereçlere dair resimler de bulunmaktadır. Daha sonra bu eser Cremonali Gerard tarafından Arapça’dan Latince’ye çevrilmiş 1497’de Venedik’te ve 1541’de Basel’de 1778’de Oxford’da basılarak yayınlanmıştır.

980-1037 İbn-i Sina da anatomiye çok değer vermiştir. İbn-i Sina’ya göre iyi bir hekim Özellikle konu cerrahi bilgi ise anatomi bilgisi çok iyi olmalıydı.

Ülkemizdeki Bazı Cerrahi Branşların Gelişim Evreleri

Genel Cerrahi Gelişimi

Ülkemizde kendisine ilk defa “operatör” ünvanı onayı verilmiş Cerrah Dr.Cemil Topuzlu Haydarpaşa Hastanesi’nde cerrah olarak göreve başlamıştır. Topuzlu uygulamalarında özellikle yara tedavisinde Lister usulü antiseptik yöntemle aletlere %5’lik asit fenik solüsyonu kullanma yöntemine gitmiştir. Dr. Cemil Topuzlu’nun yaptığı bu çalışmalar Türkiye’ de modern cerrahi uygulamalarındaki gelişimin öncülüdür denebilir.

Dr. Cemil Topuzlu’ya göre ülkemizde cerrahlık süreci üç devreye ayrılmaktadır.

Birinci devre: İkinci Sultan Mahmud tarafından İstanbul’da “Mektebi Tıbbiyei Askeriye”nin açılması.

ikinci devre: Türk cerrahlarının yetişmeye başlaması

üçüncü devre: Modern cerrahlığın hayata geçmesi ile başlar.

1985 yılına gelindiğinde genel cerrahide büyük değişimler gözlemlenmektedir. Bununla beraber pek çok yenilik gelmiştir. 1996 yılında ise genel cerrahi anabilim dalında hepatobilier (Karaciğer, safra kesesi, pankreas ve dalağı değerlendirmek üzere yapılan tetkikin adıdır) ünitesinde laparaskopik kolesistektomi (karın veya göğüs bölgesini ilgilendiren ameliyatlarda, klasik geniş kesiler yapmadan ince borular ve bir kamera yardımı ile yapılan ameliyat) Prof. Dr. Nusret Aras ve ekibi tarafından klinikte gerçekleştirildi. Kısa zamanda pek çok başarılı ameliyat gerçekleştirildi.

8 Aralık 1988’de ülkemizdeki ilk karaciğer nakli ameliyatı gerçekleştirilmiştir. Ameliyat Prof. Dr. Mehmet Haberal tarafından Başkent Üniversitesinde kadavradan canlıya nakil şeklinde gerçekleştirildi.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Kadın Hastalıkları Ve Doğum

Kadın Hastalıkları ve Doğum Cumhuriyetin ilk yıllarında iki hekimin jinekoloji dalını seçerek uzmanlık alanına başlamaları ile gün yüzüne çıkmıştır. Bunlardan birisi Dr. Naşit Erez, İsviçre’de tıbbiyeyi bitirerek, İstanbul Kadırga Doğum Kliniği’nde başlamış, Askeri Tıbbiye’yi bitiren Dr. Ali Esad Birol da, Gülhane Hastanesi’nde jinekoloji kliniğinde 1923’te çalışmaya başlamışlardır. Ülkemizin tarihine baktığımızda bu iki hekimin jinekoloji konusuna sağladığı katkılar yadsınamaz.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Kadın doğum kliniği ise Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil ve Prof. Dr. W. Lipmann tarafından Haseki Hastanesi’nde kurulmuştur. Prof. Dr. Naşit Erez’in yönetiminde Çapa Hastanesi’nde aynı dönem içinde ikinci bir klinik kurulmuştur. Bu şekilde İstanbul Üniversitesi’nde iki klinik, Gülhane’de de bir klinik faaliyete geçmiştir.

Ortopedi ve Travmatoloji

İstanbul Tıp Fakültesi’nde ilk olarak 1940’lı yılların başında ortopedi ve travmatoloji kliniğinin faaliyet gösterdiği görülmektedir. Ortopedi pek çok ülkede 100-150 yıldır müstakil bir ihtisas dalıdır. Ülkemizde de başlangıçta genel cerrahinin bir branşı olarak kabul edilmiş ve harp cerrahisiyle birlikte eğitimi verilmiştir.

Bu klinikler zun yıllar boyu genel cerrahinin bir kolu olarak çalışmıştır. 1947 yılına gelindiğinde Ord. Prof. Dr. Akif Şakir Şakar idaresinde “Çocuk Cerrahisi Ve Ortopedi Kliniği” adı altında çalışmalar devam etmiştir. 1958 yılında Dr. Akif Şakir Şakar’ın hayatını kaybetmesi neticesinde direktörlüğe Prof. Dr. Ahmet Sarpyener getirilmiştir. Çocuk cerrahisi ve ortopedi ihtisas tüzüğünde 1970 yılında bir ayrılık yaşanmış, sonuç olarak bu klinik “Ortopedi Ve Travmatoloji Kliniği” olarak devam etmiştir.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Üroloji

Ürolojinin bir disiplin haline gelmesi 20. yy. başlarında olmuştur.1908 yılında Cemil Topuzlu üroloji derslerini ve klinik tatbikatlarını Tıp Fakültesi’nde başlatmıştır. Üroloji genel cerrahiden ayrılarak kendi başına bir disiplin olarak öğretilmeye başlanmıştır. Haydarpaşa’da bulunan ve üniversiteye bağlı olan hastanede 4 yataklı üroloji kliniği faaliyete geçmiştir.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Kulak Burun Boğaz

Kulak Burun Boğazın gelişimi 1935 yılında İstanbul’da, üniversite reformundan sonra Ord. Prof. Dr. E. Rutin ve Doç. Dr. Ekrem Behçet Tezel İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa KBB Kliniği’ne atanmasıyla başlamıştır. Cerrahpaşa Hastanesi’nde KBB kliniğini 1962 yılında Prof olan Hikmet Altuğ  kurmuştur. 1967’de ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kurulduktan sonra kürsü başkanı olmuştur. Klinik kadrosuna bu tarihte Doç. Dr. Fikri Şenocak da katılım göstermiştir. Ankara Tıp Fakültesi’nde KBB Kliniği Ankara Numune Hastanesi’nde 1945’te açılmıştır. Birimin başına ise Dr. Nüzhet Atav getirilmiştir.

Ankara’da Hacettepe’de ise Prof. Dr. Nazmi Hoşal’ın Kürsü başkanlığında KBB Kliniği kurulmuştur. Burada Prof. Dr. Can Özşahinoğlu ve Prof. Dr. Sefa Kaya’nın katılım ve çalışmaları hızla sürmüştür. Ancak bir süre sonra Prof. Dr. Can Özşahinoğlu Adana’ya Çukurova Üniversitesi’ne geçmiştir.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Kulak Burun Boğaz içerisinde önemli bir yeri bulunan mikrocerrahisine değinmek gerekirse, ülkemizde ilk “stapes cerrahisi” ve “kulak mikro cerrahisi” Muzaffer Öktem tarafından Haseki Hastanesi’nde gerçekleştirilmiştir. Emekli olmasına rağmen mikrocerrahi yapmaya devam etmiştir. Ben de Muzaffer Öktem hocamıza asiste eden hekimler arasında olmanın gururunu yaşıyorum.

Nöroşirürji

Nöroşirürji’nin bağımsız bir cerrahi dalı olmaso 1971 yılında olmuştur. Bu yılda Nöroşirürji kürsüsüne kavuşmuştur. 1968’de ilk mikroskop alınarak A.Ü. Tıp Fakültesi’ne Nöroşirürji Mikro Cerrahi Tekniği ile gelişmeler izlenmeye başlanmıştır. Konunun uzmanlarından Prof. Dr. Ertekin Arasıl yurtdışına gönderilmiş klinikte çalışmalar yaptıktan sonra 1970’de mikro cerrahi başlatılmıştır.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Anesteziyoloji Ve Reanimasyon

Ülkemizde anestezi, Prof. Dr. Sadi Sun ve Prof. Dr. Cemal Öner’in büyük uğraşları ile 1956 yılında Sağlık Bakanlığı ihtisas tüzüğüne bir madde olarak eklenmiş, ‘Anesteziyoloji’ ayrı bir ihtisas dalı olarak kabul görmüştür.

Anestezinin önemli parçası olan narkoz aleti Prof. Dr. Nissen tarafından İ. Ü. Tıp Fakültesi Cerrahpaşa 1. cerrahi kliniğine getirilmiştir. Prof. Dr. Burhanettin Toker’in cerrahi kliniğinde Dr. Sadi Sun, Çapa’da Prof. Dr. Akif Şakir Şakar’ın ortopedi kliniğinde Dr. Simon Batmaz, 1949 yılında Haseki Hastanesi’nde Op. Dr. Avni Aksel’in cerrahi servisinde Op. Dr. Hüsnü Öztürk ilk anestezi uygulamalarına başlamış bu konuda çalışmalar yapmışlardır.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Göğüs- Kalp Ve Damar Cerrahisi

A.Ü.Tıp Fakültesinde 1960’lı yılları izleyen dönemde yoğunlukla “periferik damar cerrahisi” çalışmaları başlamıştır. Genel cerrahi içerisinde bu konuya büyük özen gösterilmiştir. Bu çalışmalar gelecekte organ nakil ve kalp cerrahisinde büyük önem arz edecektir.

Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

Modern Cerrahi Gelişmelere Bir Bakış:

Laparoskopik Cerrahi Nedir?

Laparoskopik cerrahi yani karın veya göğüs bölgesini ilgilendiren ameliyatlardır. Genel cerrahideki büyük atılımlardan birisi de bu cerrahide gerçekleştirilmiştir. Bu teknik ilk olarak Alman kadın doğumcu Kurt Karl Stephan Semm tarafından geliştirilmiştir. 1960’lı yıllarda jinekolojik çalışmaları ile ilk defa bu alanda atılımlar yapılmıştır. İlk laparoskopik apendektomi de yine bizzat kendisi yapar. Çalışmalar bir başka Alman Cerrah Erich Mühe ile devam eder. Mühle 12 Eylül 1985 de ilk laparaskopik kolesistektomiyi gerçekleştirir.

Laparoskopik cerrahi dediğimiz operasyon monitörden bakarak ve özel elektronik aletler ile yapılmaktadır.

Robotik Cerrahi Nedir?

Teknolojik gelişmeler ile birlikte 1980’ li yılların başından itibaren bilgisayarlı ve robotik cerrahide büyük atılımlar olmuştur. Laparoskopik cerrahinin gelişmiş bir şekli olan Robotik cerrahide cerrah aletleri kendisi tutmak yerine robot kollarını uzaktan kontrol ederek operasyonu gerçekleştirir. Robotik sistemde, el bilek hareketini taklit eden parçalar işlem görür. El titremelerine karşı dengeleyici ayarlanmıştır. En ilginç taraflarından birisi ise ameliyat salonunun içinde olmaya gerek olmamasıdır. Üstelik bu tekniği öğrenmek de çok zor değildir.

Robotik cerrahide mevzu bahis robotun 3 ya da 4 kolu bulunmaktadır. Gerekli uçlar steril bir şekilde takılıyor. Cerrah ise sadece uzaktan kumanda yöntemi ile operasyonu gerçekleştiriyor.

El bileği gibi hareket etmesi robotik cerrahinin en büyük kolaylığıdır ve dikiş atmayı oldukça kolay hale getirmektedir.

Bu yöntem dünya genelinde milyonlarca ameliyatta kullanılmaktadır. Bölüm olarak; kalp, üroloji, kulak burun boğaz, damar, genel cerrahi ve jinekolojide sıklıkla tercih edilmektedir.

Sonuç:

Cerrahi ve ameliyathanenin gelişimi cerrahi branşlar temelinde bilinmesi gereken bir süreçtir. özellikle anestezinin kullanımı, mikroorganizmanın tanınması, asepsi ve antisepsinin uygulanması ve antibiyotiklerin keşfi bu süreçte önemli köşe taşları olmuştur.  Son dönemde robotik cerrahinin klinik kullanıma girmesi cerrahi branşlarda yeni bir boyutun açılımına yol açmıştır.

Kaynaklar

·        Unat E.K; Tıp Dallarındaki İlerlemelerin Tarihi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Vakfı Yayınları: 4, İstanbul, 1988.

·        Türklerde Cerrahinin Gelişimi, Prof. Dr. İbrahim CEYLAN, Türk cerrahi derneği, Ankara, 2012

·        Bayat, Haydar Ali, (2003), Tıp Tarihi, Tıp Tarihi Dizisi, İzmir

·        Kahya, Esin ve Ayşegül Erdemir D., (2000), “Bilimin Işığında Osmanlıdan Cumhuriyete

·        Tıp ve Sağlık Kurumları”, T. Diyanet Vakfı, Ankara.  İslam’da Bilim Ve Teknoloji Tarihi, Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, TDV 2009

·        Türk Cerrahi Derneği Tarihçesi, Türk Cerrahi Derneği Yayınları: Aralık 2010,  Dr. Semih Baskan Dr. Osman Akata Dr. İbrahim Ceylan Dr. Yılmaz Kadıoğlu Dr. Adnan Ataç


Paylaş :