Ahmet Hamdi Kepekçi

KBB HEKİMİ GÕZÜYLE ANESTEZİ

Home » Boğaz Hastalıkları » KBB HEKİMİ GÕZÜYLE ANESTEZİ
kbb-hekimi-gzuyle-anestezi

PREOPERATİF DEĞERLENDİRME
Õzellikle öksürük, balgam, göğüste ağrı yönünden genel bir anamnez alınmalıdır. Fizik muayenede kardiyovasküler ve solunum sistemlere özel bir dikkat ister.

KARDİYOVASKüLER HASTALIK
Hipertansiyonlu hastada anestezi esnasında da tedaviye devam edilmelidir. Kardiyak yetmezlik digoksin ve diüretiklerle yeterli olarak tedavi desteklenmelidir.
İlaçla kontrol altınaalınmış angina’lı hastalar genel anestezi altında kalbin yükü azaldığından hem cerrahiyi hem de anesteziyi tolere edebilirler. Bununla beraber regule olmamış hastalar, iyi kontrol altına alınamamış angina ve dinlenme halinde ağrısı olanlar herhangi bir cerrahi işlem için yüksek risk grubundadırlar.
Bu durumlarda mümkünse hastalar drog ve koroner arter cerrahisiyle düzelene kadar operasyon ertelenmelidir.
Elektif cerrahi miyokardiyal infarktusten sonra 6 ay süreyle ertelenmelidir. Ciddi derecede kalp bloku hem anestezist hem kardiolog tarafından dikkatli bir preoperatif değerlendirmeye tabi tutulmalıdır ve bazen operasyondan önce pace takılması endike olabilir.

SOLUNUM HASTALIĞI
üst solunum yolları infeksiyonu, cerrahi kanamayı arttırır ve larengospazma neden olur. Solunum yollarının irritabilite ve hiperemisiyle birlikte aşırı sekresyona neden olmasından dolayı da elektif cerrahi için kontrendikedir. Aktif bir göğüs infeksiyonu varlığında anesteziden sakınılmalıdır ve uygun bir antibiotik verilmelidir. Nazal pasajın obstruksiyonu burun akıntısı cerrahisiz hiçbir zaman temizlenemeyebilir, bu nedenle ameliyat kontrerendikasyon yaratmaz. Çoğu inhalasyona bağlı ajanların bronkodilatatör etkisinden dolayı astmatik hastalar genel anesteziyi iyi tolere ederler. Hasta bronkodilatatörünü operasyon zamanına kadar kullanmalıdır ve premedikasyonda morfin, fenotiazin veya benzodiazepinler gibi bronkokonstriktörlerden sakınılmalıdır. Aminofilin suposituar faydalı olabilir. Operasyondan hemen önce veya anestesi indüksiyonu esnasında hastanın bronkospazm akut atağına girmesi sonucu cerrahi ertelenebilir.

HAMİLELİK
Gebelik ilk ve son trimesteri için elektif cerrahi için kontrendikedir. Gebeliğin erken dönemlerinde düşük riskinde bir artış olabilir. Düşük meydana gelirse operasyon muhtemelen sorumlu tutulacaktır. Gebeliğin son haftalarında artan intraabdominal basınç respiratuar tehlikeye yol açabilir. Respiratuar sisteme aspirasyon gibi ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. İkinci trimester genel anestezi için herhangi bir kontrendikasyon oluşturamaz.

PREOPERATİF ARAŞTIRMALAR
Rutin araştırmalara hemotolojik tetkikler ve elektrolit dengesi ile ilgili testler önemli operatif kan kaybı bekleniyorsa grup tayini ve cross match eklenebilir. Anemi tesbit edilirse araştırılmalı ve tedavi edilmelidir.
Eğer hasta anormal bir kanama anamnezi veriyorsa ve hastalıktan şüpheleniyorsa; trombosit sayısı, kanama pıhtılaşma zamanı, rotrombin zamanı anormalse hematoloji konsultasyonu gerekebilir.
Yaşlı hastalar ve kardiovaskuler sistem hastalığı olanlar myokardi iskemisi, kalb yetmezliği ve kalb büyümesi açısından EKG ve göğüs filmiyle kontrol edilmelidir.

PREOPERATİF MEDİKASYON
Sedatif droglar: Anksiyetesi çok olan hastalarda sedasyon hastaneye yatış anından itibaren gerekebilir. Gece sedasyonu ayarlanan hastalara diğer kendi ilaçları hafif artan dozlarda verilmelidir.
Çeşitli premedikasyonlar cerrahiden 1-2 saat önce verilebilir. Bu hastanın durumuna ve anestezistin tercihine bağlı olarak değişebilir.
Kuru bir göz ve boğaz cerrahi esnasında gerekliyse preoperatif İ.M. atropin intraoperatif İ.V. verilmesinden daha etkilidir.

GENEL ANESTEZİ
Genel anestezi inhalasyonal ve İ.V. anestezi olarak kategorilere ayrılır. İnhalasyon anestezisi gazlara ve volatil likitlere ayrılır.
Nitröz oksit
Yanıcı olmayan, renksiz, havadan daha ağır, ve hoş kokuludur. Zayıf bir anesteziktir ve hipoksiden çekiniliyorsa sadece bu ajan kullanılarak genel anestezi yapmak çok zordur. Genel anestesi için % 60-70 nitröz oksit, oksijen içinde diğer ajanlarla birlikte verilir. Nitröz oksit, merkezi sinir sistemi deprese eder. Nitröz oksit, kandaki nitrojenden 34 kez daha çok solübldır ve bundan dolayı her hava içeren kaviteye çok hızlı diffüze olur. Normal bir ortakulakta basınçta artışa ve volümde hafif yükselmeye yol açar. Ortakulak kavitesi sıvı ile dolu ise gazın orta kulağa etkisi olmaz. Çünkü hava dolu boşluk kalmamıştır. Bu basınç değişiklikleri hem faydalı hem zararlıdır. Atelektazik bir zar normal pozisyona döner ve seröz sıvı yer değiştirebilir. Nitröz oksit aneztezisinden sonra zar rüptürü bildirilmiştir.
Halotan, enfluran, isofluran
Bugün genişçe kullanılan volatil ajanlardır. Hepsi yanıcı değildir. Hepsi solunum sistemi ve MSS depresyonu yapar.
Halotan, myokardı katakolaminlere duyarlaştırır. Cerrahi sırasında adrenalin infiltrasyonu sırasında halotan kullanımı kontrendikedir. Enfluran ve izoflurin adrenelinle uygun olabilir.
İ.V. anestezikler
Bugün anestezi indüksiyonda erişkinde kullanılır. Na thiopentan sık kullanılan drogdur. Na+ thiopentanın solunum sistemine ve MSS’ne depresyon etkisi olduğunu iddia edenler vardır. Dikkatli uygulanırsa çok tatminkâr bir ajandır.
Narkotik droglar
Opiatlar, hem ameliyat öncesi hem ameliyat boyunca İ.V. olarak verildiğinde genel anestezik ajanların etkisini arttırır.
Morfin 4 saatlik işler için kullanılır. Daha uzun etkili levorfanol 6-8 saatlik işlerde kullanılır.
Narkotiklerde doza bağlı solunum depresyonu en çok İ.V. uygulamadan sonra görülür. Ve Bu etki IV. naloksonla geri döndürülebilir. Ortaya çıkabilen bulantı ve kusma antiemetiklerle tedavi edilir.
Antiemetikler
Antiemetik kullanılmayan hastaların 1/3’ünde sonradan bulantı ve kusma olacaktır. Ortakulak tipi cerrahilerde bu oran daha da yüksektir. Sebep periferik veya santral olabilir. Antiemetikler periferik sistemi veya kusma merkezini veya her ikisini de etkiler.
Premedikasyonda opiatlar kullanılmışsa bir antiemetiğin eklenmesi bulantı olasılığını azaltır.
Otolarengolojide genel anestesi tekniği
Yetişkin hastaların çoğunda indüksiyon iv. barbituratla yapılır. Takiben kas gevşetici yapılır. Çene ve larenks kasları gevşeyince direkt larengoskopi ile trakeal intubasyon uygulanır. Tüp hem ağızdan hem burundan gönderilebilir. Anestezi idamesi nitröz oksit, oksijen ve bir inhalasyon anesteziği ile olur. Duruma göre suni solunum veya spanton solunum ile devam edilir.

KONTROLLü HİPOTANSİYON
Ameliyattaki kanama hem operasyon sahasına yayılarak tekniğe hem de kan volümünü azaltarak anezteziste problem oluşturacaktır. Orta kulak gibi operasyonun çok küçük sahalarda yapıldığı durumlarda küçük miktarlardaki kan bile cerraha büyük zorluklar yaşatır. Bazen rekonstrüktif cerrahiyi imkânsız kılar. Bu durumda kan basıncının azaltılması çok faydalıdır. Baş boyun cerrahisinin diğer tiplerinde kontrollu hipotansiyon indikasyonu daha azdır. Kan basıncı seviyesi ve kanamayı azaltma arasındaki kesin ilişki tamamıyla tespit edilememiştir.
Hastanın genel durumu, geçmiş hikayesi, EKG, göğüs filmi, akciğer fonksiyon testleri, rutin kan analizlerinde anormal bulgular varsa riski arttırmamak için kan basıncı düşürülmemelidir.

LARENJEKTOMİ
Kronik obstrüktif havayolu hastalığı olan birçok hastada dikkatli preoperatif değerlendirme zorunludur. Hava yolunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Bazı hastalarda biyopsiden sonra ödem gelişir. Biyopsi anında iyi bir hava yolu olmasına rağmen, birkaç gün sonra hava yolu tıkanabilir. Nadiren, lokal anestezi altında yapılan trakeotomi bazen en emniyetli yöntem olabilir.
Entübasyon esnasında tümör dokusu travmatize edilmemeli ve kanatmaktan kaçınmalıdır. Bu yüzden daha küçük tüp gerekebilir.
Trakea kesilmeden önce hastaya % 100 oksijen solutulmalıdır, trakeostomi yapılınca steril bir kaflı trakea tüpü cerrah tarafından trakeostomi içine sokulur. Tüp mümkün olduğu kadar hızlı takılmalıdır. Kanın trakeaya kaçmamasına dikkat edilmelidir. Kanama risk oluşturabilir.

POST TONSİLLEKTOMİ KANAMASI
Tonsillektomi sonrası kanama hasta için oldukça tehlikeli, anestezist içinse korkulacak bir durumdur. Erken postoperatif kanama gizli kalabilir. Çünkü hasta uykulu veya uykudadır, kanı yutabilir.
I.V. yol açılması ve kan temini gerekebilir. Sedatifler kanamayı maskeleyebilir ve kan aspirasyon riskini artırabilir.
Hastanın midesi kanla doludur. Bu hastaların çoğu gastrik tüp takılmasını zor tolere ederler. Ve hazogastrik kanamayı daha da arttırabilir.
Anestezi indüksiyonu sırasında midedeki kanı kusma veya regürjitasyon bağlı aspirasyon gelişimi, farenksteki kan pıhtısının bronşu tıkaması veya respiratuar obstrüksiyon gibi yapabilmesidir.

HAVA YOLU OBSTRUKSİYONU OLAN HASTA İÇİN ANESTEZİ
Respiratuar obstrüksiyonun etyolojisi ve şiddeti farklıdır.
Ciddi obstrüksiyonlu hastada (distresi olan ve çeşitli destek kaslarla solunum yapanlar) obstrüksiyon glottis bölgesindeyse direkt laringaskopi yapılır (lokal olarak) trakea entübe edilir ve hızlı bir şekilde genel anestezi verilir. Obstrüksiyon daha fazlaysa veya trismus varsa lokal anestesi altında trakeotomi yapılır.
Daha az derecelerdeki obstrüksiyonda anestezinin indüksiyonu, inhalasyon teknikle ve direkt laringaskopi ile intubasyonun yapılabilirliği görülene kadar spontan solunum ile yapılabilir. Bu durumlarda i.v. anestezi tehlikelidir.

LOKAL ANESTEZİ
Trakeostomi
Enzisyon yapılacak bölgenin deri ve derialtına infiltrasyon yapılabilir. Alternatif olarak superior servikal pleksusun klavikular dallarının bloku ile boynun alt yarısının komple anestezisi yapılabilir. Transtrakeal olarak % 4 likodainin 2-3 ml injeksiyonu trakea açıldığı zamanki öksürüğü azaltır.
Kulak
Lokal anestesi kulak cerrahisinin hemen hemen her tipinde kullanılır.
Uzun operasyonlar için lokal anestezi hem cerrah hem hasta için zor olabilir. Operasyonun hassas oluşundan ve hasta sürekli hareketsiz kalacağından mikroskopun kullanımı ve en küçük hareket çok abartılı sonuçlar verebilir.
Uyanık hastanın işitmedeki değişikliği hemen farkedebilmesi ve kuru bir cerrahi saha sağlaması en önemli avantajlarıdır.
Operasyon labirent yakınında bir yerde yapılıyor ise dizzınes, bulantı ve kusma yüzünden ameliyat imkansız hale gelebilir.
Lokal anestezik solüsyonlar kulak zarını normal olarak geçemezler ama iyontoforez ile geçebilir.
Burun cerrahisinde anestezi
Anestezinin esasları; hatasız olarak anesteziyi sürdürmek ve hava yolunu açık olarak tutmaktır. Kokain veya katekolaminler topikal kullanılıyorsa halotane kullanımında daha dikkatli olmak gerekir. İsofluran veya enfluran aritmi olduğunda diğerlerine oranla daha uygun alternatiflerdir.
Kanamanın azalması için hastanın başı hafif yüksekte olacak şekilde tutulur. Bu pozisyon kanamayı azaltır ve cerrahi sahaya ulaşımı kolaylaştırır. Yeterli anestezik kullanımı, hastaya doğru pozisyon verilmesi ve etkili topikal vazokonstriktör kullanımı kanamayı azaltmak için genellikle yeterlidir. Fakat bazı zor rinoplasti veya büyük kanser cerrahisinde kontrollu hipotansiyon kullanılması düşünülebilir.
Operasyonun sonunda farinksteki tampon çıkartılmalı, farinksteki kan aspire edilmeli ve trakeal tüp çıkarılmadan önce faringeal oirway konulmalıdır. Nazal tampon varsa güvenilirliği kontrol edilmelidir.
Jet ventilasyon kullanımı
Bronkoskopide kullanılan jet vantilasyon tekniğinin bazı şekilleri mikrolaringoskopide de uygulanmaktadır, en büyük avantajı larenksin görünüşünü engellememesidir.
Geniş tümörler kitle etkisi ile kapanıklık yapar, bu nedenle tüplü normal ventilasyon kullanışızdır.
Jet ventilasyon sistemleri çok düşük akciğer kompliansı olan hastalarda yeterli vantilasyonu sağlayamayabilir.
Larenkste lazer cerrahisi
Anestezide kullanılan tüp laserden korunmalıdır, bazen tüpler yanabilmektedir. Metal yüzey lazerin yansımasına neden olabilir.
Bronkoskopi
Bronkoskopide de genel anestezi teknikleri larengoskopi gibidir. Bu işlem teşhis ve tedavi amacıyla rijid veya fiberoptik bronkoskopla yapılır.
Rijid bronkoskopi, uygun bir yolla bronkoskop sokulduktan sonra devamlı oksijen ve genel anestezik birlikte verilmelidir. Anestezi yeterince derin olmalıdır. Glottis ve üst trakea lokal anestezi ile bronkoskop sokulmadan önce uyuşturulmalıdır. Vantilasyon kontrolü ile kısa etkili kas gevşeticiler kullanılabilir.
Bronkoskopi kardiyak ve pulmoner rezervleri iyi olan hastalarda problem oluşturmaz. Tecrübesiz ellerde yapılan bronkoskopide dış ve orofaringeal dokuya travma ortaya çıkabilir.
Kanama bazen görülebilir. Pnömotoraks nadirdir.
Faringoskopi ve özofagoskopi
Genel anestezi bu prosedürler için gerekmeyebilir. Õzofagoskopi için iyi bir kas rölaksiyonu gereklidir. Çünkü özofagus rüptürü olabilir. Bazen kardiyak disritmiler meydana gelebilir.
Trakeostomi
Emin bir trakeostomi için trakeal intübasyonun tam yapılması gerekir. Bazı vakalarda genel aneztesi tehlikeli olabilir. Bazen trakeostominin lokal anestezi altında yapılması gerekebilir.
Anestezi
Larenksin en dar yeri erişkinlerde glottik açıklık iken, 10 yaşın altındaki çocuklarda krikoid kartilaj seviyesidir. Õzofagusun önünde uzanan ve tam bir halka şeklinde olan tek kıkırdak krikoid kıkırdaktır. Anestezistler mide içeriğinin regürjitasyon ve aspirasyonunu önlemek için sıklıkla bu kıkırdak üzerine baskı uygularlar. Romatoid artritte krikoaritenoid eklemin tutulumu sonucu hava yolunda daralma meydana gelebilir. Bu nedenle romatoid artritli hastalarda körlemesine entübasyon yapılmamalıdır.
Stridor, larengeal spazm ve bronkospazm
Larenksin başlıca görevi trakeobronşial sistemi sekresyon ve yabancı cisimlerin aspirasyonundan korumaktır, bunu da kapama ve refleksi ile sağlar.
Stridor
Yetersi glottik kapamaya verilen tanımdır. Genellikle tümör, ödem, skar ya da sinir zedelenmesi nedeniyle hava akımının larenkste türbülans oluşturması ile meydana gelir. İstirahat halindeyken stridor varsa havayolu çok baskılanmış demektir. Bu gibi hastalarda havayolu emniyete alınmadan genel anestezi verilmesi kontrendikedir.
Laringeal spazm
Yalancı kordların sürekli spazmına bağlı olarak gelişen tam glottik kapanmadır. Acil tedavi gerektirir. Stimulus uzaklaştırılmalı, % 100 oksijen ile sürekli pozitif basınçlı solunum yaptırılmalı ve süksinil kolin gibi hızlı etkili kas gevşetici verilmelidir. Larenks spazmı; herhangi bir yerine ağrılı bir uyaran verilmesi ya da yetersiz bir genel anestezi altındayken hava yolunun uyarılması sonucu gelişir. Diğer bir sebebi de mide içeriğinin aspirasyonudur.
Reküent laringeal sinir zedelenmesi
Unilateral ise nadiren havayolu obstrüksiyonu olur. Fakat bilateral rekürent sinir paralizilerinde üst havayolu obstrüksiyonu gelişebilir. Hastalar tipik olarak, endotrakeal tüpten çok rahat solurlar, fakat tüp çıkartılınca hızla şiddetli solunum güçlüğü gelişir. Bilateral rekürren paralizilerinde günler boyunca trakeanın reentübasyonu yapılmalıdır.
Nonkardiak pulmoner ödem
Daha önceden kardiopulmoner hastalığı olmayan hastalarda da hava spazmı pulmoner ödem ile sonuçlanabilir.
Hava yolu tıkalı hastayı solutmak için tekrar tekrar yapılan girişimler nedeniyle pulmoner ödem meydana gelebilir.
Genel anestezi öncesi hava yolu problemlerine ait dikkatli bir anamnez alınmalıdır. Yapısal ya da konjenital hiçbir yapısal anomali olmasa bile entübasyon güç olabilir. Bazen acil trakeotomi gerekebilir.

LOKAL ANESTEZİ KOMPLİKASYONLARI
Komplikasyonların görülmesi sadece yapılan anesteziğin miktarına değil, aynı zamanda yapıldığı yere de bağlıdır. Kaza ile vertebral ya da karotid artere 1 ml. lokal anestezik yapılmışsa merkezi sinir sistemi toksisitesi oluşur. M.S.S. toksisitesini genellikle kardiovaskuler ve respiratuar toksisiteler izler. Hastalarda her zaman olmamakla beraber ağız çevresinde uyuşukluk ve karıncalanma, metalik tat, tinnitus veya zil sesi, faysal çekilme ve nistagmus görülebilir. Bradikardi, hipotansiyon, ventriküler taşikardi ve fibrilasyon, iletim blokajı ve kardiak kollaps gibi kardiovaskuler semptomlarda görülebilir. Kokain diğer lokal anesteziklerden çok daha kardiotoksiktir.

KOKAİN TOKSİSİTESİ
Kullanıldığında hem vazokonstrüksiyon yapar hem de müköz membranlarını daraltır. Kokain burun pasajının topikal anestesinde ve müköz membranları daraltarak kanamayı önlemede kullanılır.
Koroner arter hastalığı olanlar kokain toksisitesine daha yatkındırlar. M.S.S. toksisite belirtileri ajitasyon, halusinasyon, başağrısı, konvülsüyondur.
Kokain toksisitesinden korunmanın en iyi yolu, hastaların dikkatli seçimi, tavsiye edilen dozun tamamının bir kerede yapılması yerine multipl dozlar halinde verilmesidir. Tavsiye edilen doz (3 mg/kg.)dır.

EPİNEFRİN TOKSİSİTESİ
Bu gruptaki ilaçlar kulak mikrocerrahisinde ve intranazal cerrahide vazokonstrüksiyon oluşturmak ve kanamayı önlemek için kullanılırlar. Tek başına kullanıldığında sıklıkla taşikardi, hipertansiyon ve kardiak aritmi oluşturabilirler. İnhalasyon anestezikleriyle birlikte kullanıldığında ciddi kardiak aritmiler görülebilir. 1:50.000’den yüksek konsantrasyonlardaki epinefrinin daha ileri bir vazokonstrüktif etkisi yoktur.
Hastaların % 50’sinde aritmi oluşturan dozlar;
1) Halotan (epinefrin serum fizyolojik içinde enjekte edilir); 2.1 Mg/kg
2) İsoflurane (epinefrin serum fizyolojik içinde enjekte edilir); 6.7 Mg/kg
3) Enflurane (epinefrin serum fizyolojik içinde enjekte edilir); 10.9 Mg/kg
Epinefrinin submukozal enjeksiyonunda maksimal tek doz;
Halaton için; 1.5 Mg/kg
İsoflurane; 4.5 Mg/kg
Enflurane; 5 Mg/kg
30 dakikadan önce bu dozlar tekrarlanmamalıdır.

NİTRÕZ OKSİT
Genel anestezi oluşturmak için diğer potent inhalasyon ya da intravenöz anesteziklerle birlikte kullanılır. Yanıcı bir gaz değildir ama dikkatli kullanılmalıdır. Bu nedenle laserle birlikte kullanılmamalıdır ya da birkaç dakika önce gaz kesilmelidir. Nitrojenden 34 kez daha fazla çözünürlüğü vardır. Orta kulak gibi hava boşluklarına nitrojenden çok daha hızla girer ve orta kulak basıncını anlamlı derecede yükseltir. Normal koşullarda bu basınç pasif olarak östaki tüpü vasıtasıyla nazofarenkse boşalır. Eğer östaki tüpü ödem, enflamasyon ya da skar nedeniyle daralmışsa nitröz oksit verimini takiben birkaç dakika içinde orta kulak basıncı çok yükselir. Timpanik membran rüptürü, önceden yapılan orta kulak rekonstrüktif cerrahisinin bozulması ve timpanik membran greftinin yer değiştirmesi nitröz oksit kullanımının bazı yan etkileridir. Timpanoplastide kullanıldığında konsantrasyonunun % 50 ile sınırlandırılması ve greftin konulmasından en az 15 dakika önce kademeli olarak kesilmesi gerekmektedir. Çözünebilirliği nedeniyle nitröz oksitin kesilmesi orta kulakta negatif basınç oluşturabilir ve buna bağlı olarak belirgin seröz otitis media ya da geçici postoperatif işitme kaybı görülebilir.

HAVA EMBOLİSİ
İnsizyon sağ kalp seviyesinden yukarıda olduğu zaman, venöz hava embolisi riski vardır. Venöz laserasyonun büyüklüğü ve sağ kalbe göre ilişkisi havanın dolaşıma ne kadar fazla ve ne hızda gireceğini belirler. Şayet hava ufak baloncuklar halinde ve yavaş girerse bunlar akciğere kadar gider, burada normal olarak kan tarafından emilir. Havanın hızlı girmesi halinde ise sağ ventrikül çıkışında obstrüksiyona yol açar ve kardiak arrest gelişir.
Major baş ve boyun cerrahisinde cerrahi saha 15ø-20ø yükseltildiği için hava embolisine eğilim artar. Bu durum venöz sistemde yer çekiminin yol açtığı negatif basınca bağlıdır.
Baş boyun cerrahisinde bu riski taşıyan hastaların hava embolisi bakımından monitörize edilmesi çok önemlidir.
Monitörizasyon erken teşhis ve gereken tedbirlerin alınmasını sağlamıştır. Masa sol tarafa yatırılarak hasta lateral dekubitis pozisyonuna getirilir. Bu pozisyon havanın sağ ventrikül ve pulmoner artere girmesini önler. Santral venöz kateter veya pulmoner arter kateterinden bu havanın aspirasyonu gerekebilir.

PULMONER ASPİRASYON SENDROMU
Pulmoner aspirasyon, anestezi ile ilgili morbiditite ve mortalitede en önde gelir, anestezi ile ilgili ölümlerin yaklaşık % 10’unu oluşturur. Pulmoner aspirasyon sıklıkla sıvı aspirasyon ve nadiren de katı aspirasyon ihtiva eder. Aspire edilen sıvı materyal asit, alkali veya nötral sıvılardır.
Aspire edilen kritik hacim 25 ml civarındadır (0.3-0.4 ml/kg). Kan veya kan pıhtılarının aspirasyonu havayolunun mekanik obstrüksiyonu dışında pnömoni için daha fazla risk taşımaz.
Mide muhtevasının aspirasyonunun engellenmesi için operasyondan önce 5 saatten az olmamak üzere kalmak gerekir.
Bütün önleyici tedbirlere rağmen pulmoner aspirasyon olabilir. Aspirasyonun tip ve ağırlığına göre, bronkoskopi, mekanik ventilasyon ve pozitif ekspiratuar basınçlı uygulamalar gerekebilir. Aspirasyondan dolayı oluşan hipovolemi tedavisi için agresif intravenöz sıvı replasmanı gerekebilir. Rutin kortikosteroid ve profilaktik antibiyotik tedavisi tavsiye edilmez.

MYOKARD İNFARKTüSü
MI anestezi ve operasyonunun potansiyel bir komplikasyonudur. Anestezi ve ameliyat esnasında daha önce hiç MI geçirmemiş bir hastanın MI geçirme riski 1/700’dür. Daha önce MI hikayesi olan hastalarda anestezi esnasındaki MI oranları artar. 6 aydan daha önce MI geçirmiş bir hastanın MI riski % 6, 0-3 ay arasında geçirmiş olanda MI riski % 35; 4-6 ay önce geçirilmiş MI’da bu risk yaklaşık % 15’dir. Ameliyat esnasında gelişen MI’da ölüm oranı % 50-70’dir. Hastanın yaşının 70 veya daha fazla olması, ameliyatın 4 saatten daha uzun sürmesi, konjestif kalp yetersizliği olması, ventriküler anevrizma veya ventriküler disfonksiyon, riski anlamlı bir şekilde artırır.
Solunum yolu ameliyatlarında sık olarak meydana gelen bronkospazm, larengeal spazm, taşikardi, hipertansiyon, hiperkapni, hipoksi gibi diğer faktörler de mortalite artışında predispozan faktörlerdir. Eğer mümkünse MI’dan sonra ameliyatı en az 6 ay ertelemek gerekir.

KARDİAK ARREST
Anestezi altında kardiak arreste neden bazı durumlar: Hipoksemi, asidoz, hipovolemi veya aşırı dozda anestezik madde verilmesidir. Diğer bir sebep ise entübasyonun hatalı yapılmasıdır. Kardiak arrest nedenleri arasında hava yolu problemleri % 15’dir.

MALİGN HİPERTERMİ SENDROMU
Malign hipertermi spontan olarak fizik egzersiz sırasında meydana gelebildiği gibi inhalasyon anestezikleri veya süksinilkoline bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Değişik araştırmalarda malign hipertermi insidansı 1/5000 ile 1/50.000 arasında değişir.
Malign hipertermi ailevî eğilim gösterir ve otozomal olarak geçer. Genellikle anestezinin başlangıcında ortaya çıkarken, post operatif 24 saat içinde de görülebilir.
Erken teşhis ve süratle dantrolen uygulanırsa mortalite sıfıra kadar düşer. Ancak erken tespit edilip, acil dantrolen tedavisine başlanmazsa mortalitte oranı % 70-100’dür.


Paylaş :