Ahmet Hamdi Kepekçi

KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ

Home » Boğaz Hastalıkları » KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ
koruyucu-saglik-hizmetleri

Temiz ve yeterli su sağlanması ilk önceliktir. Bu çabada afet öncesi durum temel alınmalıdır. Suyun niteliğinin zaten yetersiz olduğu uzak yerleşim bölgelerine nitelikli su sağlamak amacıyla su temizleme ve klorlama araçları taşınması akılcı değildir. Kırsal bölgelerde su, etrafta bulunan çeşitli su kaynakları nedeniyle zaten büyük bir sorun olmamakta, en büyük sorunlar, kentsel bölgeler için çıkmaktadır. İçme, yemek ve temizlik için 15-20 lt/kişi/gün su sağlanmalıdır. Mutfak ve hastane için sağlanan su bunun dışındadır. Kentsel bölgede öncelik, mevcut şebeke ve depoların tekrar kullanılır düzeye getirilmesidir. Gerekli onarımlar yapılır, çökme ve kanalizasyonla karışma olan yerlerde yeni şebeke döşenir. Suyun basıncı ve klorlama artırılır. Şebekeler kullanılamayacak düzeyde ise yeni su kaynakları aranır. Bunlar çeşitli yer altı suları ve kuyular olmalıdır. Yüzeysel su kaynaklarının kontaminasyonu çok daha kolay olduğundan, bunların kullanılması en son olarak düşünülmelidir. Herhangi bir kaynaktan su almadan önce, bu kaynaktaki suyun miktar ve kalitesi incelenmeli, kirlenme odaklarından uzaklığı, seviyesi araştırılmalıdır. Su kirli ise, filtrasyon ve klorlama yapmak gerekir. Su şebekesinin kontamine olduğu düşünülüyorsa su borularının dezenfeksiyonu için şebekeye 1 saat boyunca 100 mg/lt oranında klor verilir, bu su kullanılmaz, akıtılır. Daha sonra, suda 0.7-1 ppm klor bulunacak şekilde klorlama yapılır. Klorlama merkezi olarak yapılamıyorsa ferdi klorlamaya gidilmelidir.
Suyun sağlanması kadar dağıtım ve depolanması da önemlidir. Su dağıtım şebekesi yoksa , dağıtımda tankerlerden yararlanılır. En çok 24 saatlik su depo edilmelidir. Depo için, plastik ya da çelik bidonlar kullanılabilir. Su depolanan yerler, alglerin üremesini engellemek için güneşten, kontaminasyonun önlenmesi için toz, böcek ve kuşlardan korunmalıdır. Su depolarından belli aralıklarla numuneler alarak, serbest klor ölçümü ve bakteriyolojik muayene yapılması uygun olur. Deprem sırasında su sistemleri özellikle kentsel bölgelerde sıklıkla bakteriyolojik veya kimyasal kontaminasyona maruz kalmaktadır. Bu nedenle laboratuar olanaklarının biran önce kurularak suda kimyasal ve bakteriyolojik analizlerin yapılması gerekir.
Tuvaletler yerleşim yeri ve su kaynaklarında uzak, sineklere kapalı, koku çıkmayacak ve kolayca temizlenebilecek şekilde yapılmalıdır. Her 1000 kişiye 5 tuvalet hesaplanmalıdır. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmaktadır. Kanalizasyon bulunan yerlerde kanalizasyonların hemen onarılmasına başlanmalıdır. Vektörlerin tuvaletlere ulaşması engellenmelidir.
Çöpler ağzı kapaklı bidonlarda saklanır, sık olarak yakılarak ya da gömülerek imha edilir. 2x2x1 metre boyutlarında bir çukur 200 kişinin çöpüne 7-10 gün süre için yererli olur. Hayvan leşleri de aynı şekilde imha edilmeli, köpek ve yaban hayvanlarının ulaşamayacağı derinliğe gömülmelidir. Atık suların yüzeyde akıp gitmelerine izin verilmez. özellikle mutfak hastane gibi yerlerin atık suların toprağa açılacak süzme kuyularında toplanması sağlanır.
Afetlerden sonra fare, sinek ve böcek , bit, pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. Açık çöpler hayvan leşleri, su birikintileri, patlamış lağımlar, etrafa dağılmış besin maddeleri ve temiz olmayan insanlar vektör üremesi için uygun bir ortam oluştururlar. İnsektisid uygulaması ile birlikte çevre temizliği, drenaj, bataklıkların doldurulması gibi çalışmalarla bulaşıcı hastalıklara yol açabilecek vektörlerin kontrolü erkenden başlatılmalıdır. Afetzedelere banyo veya duş, çamaşır yıkama yerleri ve dezenfeksiyon istasyonlarının sağlanması da önemli hizmetler arasındadır.

Depremin ikinci haftasından sonra köpek ısırmalarının arttığı bilinmektedir. Bu nedenle, başıboş gezen köpekler yok edilmelidir. Afetzedeler akrep ve yılan sokmalarına karşı da uyarılmalı ve gerekli serumlar hazırlanmalıdır.
ölülerin gömülmesi genellikle sorun oluşturmaktadır. Enkaz altından çıkarılan cesetlerin tanımlanması, kayıt edilmesi, üzerlerinden çıkan kıymetli eşyaların yakınlarına verilmesi, dini törenin yapılıp, cesetlerin ayrı bir organizasyonu gerektirir. Cesetlerin ortak bir mezara gömülmesi pratikse de, pek çok kişi tarafından kabul edilen bir yöntem değildir.
Koruyucu hizmetlerin bir diğer önemli bölümü de aşılama hizmetleridir. Afetlerden sonra kural olarak tifo ya da kolera salgınlarının görüldüğü doğru değildir. Bu hastalıkların endemik olduğu yerlerde bile bu tür salgınlar seyrek olarak görülür. önlenmeleri için yapılması gereken ise çevre sağlığına dikkat etmektir. Bu nedenle başka yerde daha yararlı olabilecek personeli aşılama kampanyaları ile meşgul etmek yanlış bir davranıştır. Koruma değeri düşük ve koruma süresi kısa olan ve sadece bireysel korunma sağlayan kolera ve tifo aşılarının salgınların önlenmesinde işlevi yoktur. Zaten aşılar yapılıp kandaki antikor düzeyi yükselene kadar tehlike geçmiş olmaktadır. Aşılama yerine vektör kontrolü, gıda ve su sağlığı, kişisel hijyen, sağlık eğitimi, ve surveyans hizmetlerine ağırlık verilmelidir.
Koruyucu hizmetlerin en önemli ögesi epidemiyolojik sürveyans hizmetleridir. Poliklinik ve hastanede görülen olguların ve yaralanmaların yaş, cins, yerleşim yerlerine göre ve tanıları açısından sınıflandırılması, günlük ölüm ve hastalık verilerini toplanıp değerlendirilmesi, bulaşıcı hastalık söylentilerinin yerine giderek incelenmesi, gerekli laboratuar hizmetlerinin kurulması, suların ve gıdaların denetlenmesi, çıkabilecek sindirim sistemi enfeksiyonlarına ve gıda zehirlenmelerine müdahale edilmesi, risk altındaki kişi ve yerlerin belirlenmesi, uçta çalışan görevlilere bilgi sağlanması bu hizmetler içindedir.
Tıbbi Bakım Ve Tedavi Hizmetleri

Tıbbi hizmetler afet sırasında en çok hatalar yapılan ve en düzensiz götürülen hizmetlerden biri olmaktadır. Aslında afetlerde ölümler ilk birkaç saatte olmakta, yaralanan sayısı da göreceli olarak az bulunmaktadır. Afetten 5-6 gün sonra afetzedelerde görülen hastalıklar, afet öncesi görüntüyü vermektedir.
Ayrıca, yanlış türde yardım sağlamamak önemlidir. Afet bölgesine genelde cerrah yığılımı olur. Oysa cerrahlar bölgeye ulaştığında ilk 5 gün dolmuş, yaralılar çevre hastanelere taşınmış, sahra hastane ve polikliniklerinde bölgenin afet öncesi hastalıkları başvurmaya başlamışlardır. Cerrah yerine bir çocuk hekimi, bir kadın doğumcu (çünkü afet nedeniyle doğumlar durmamaktadır), bir dahiliyeci ve özellikle yeterli sayıda hemşire ve sağlık memuru çok daha yararlı olmaktadır.
Afetten 5-6 gün sonra afet öncesi hastalıklar ortaya çıkmakta, bu dönemde rutin ilk basamak sağlık hizmetleri önem kazanmaktadır. Bu amaçla deprem bölgesinde pratisyen hekimlerin görev aldığı ve ayaktan tanı ve tedavi, basit laboratuvar işlemleri, küçük cerrahi müdahale, enjeksiyon ve pansuman, basit doğum ve aile planlaması hizmetleri, intravenöz mayi, ağızdan şeker-tuz eriyiği (AŞTE-ORS) ve aşılama hizmetleri sağlayacak ufak poliklinik birimleri kurulur. Bu amaçla çadırlardan ve ayakta kalmış binalardan yararlanılır. Yeni bir sağlık örgütlenmesi kurmak yerine eski örgütlenme şeklinin (Sağlık Ocakları) güçlendirilmesine çalışılmalıdır.
Uluslar arası bir anketin ortaya koyduğuna göre en çok kullanılan ilaç Aspirin’dir. Pansuman malzemesi ikinci derecede önem taşımaktadır. Antibiyotikler tahmin edildikleri kadar kullanılmamaktadır. AŞTE poşetleri, ağızdan demir preparatları, ve vitamin A kapsülleri yararlı olmaktadır.
Kan ve kan ürünlerine fazla gereksinim duyulmaz. ülkemizde ise bunun tam tersi bir kanı vardır. Bu nedenle 1983 Erzurum depremi sonrasında tüm yurttan toplanan binlerce şişe kan telef olmuştur.
Sabun, su ve tıbbi personel afetzedeler için en önemli sağlık malzemeleri arasındadır.
Hekim hizmeti kadar, belki daha önemlisi hemşirelik ve hasta bakım hizmetleridir. Hastanelerde bile akut tıbbi yardım en çok ilk on gün için gerekli olmakta, geri kalan süre yatak bakımı ile geçmektedir.
Bölgeye tıp öğrencileri gibi gönüllü fakat deneyimsiz sağlık personelinin sokulması genellikle sakıncalı olmaktadır. Ne yapacağını bilmeyen, karışıklığa neden olan ve zaten sınırlı bulunan yer, yatak, gıda gibi kaynaklara gereksinim gösteren bu kişiler olay yerine her şey olup bittikten sonra ulaşabildikleri gibi, yararlı da olmamaktadırlar. Aynı şey gönüllü ülke dışı doktor yardımı içinde söylenebilir. ülkenin dilini, hastalık örüntüsünü, hastaların özelliklerini bilmeyen ve daha çok propaganda amacıyla gönderilen bu doktorlara “tıbbi turist” denmektedir.
Bu metin Akdeniz üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof Dr. Necati Dedeoğlu’nun
Türk Tabipleri Birliği tarafından yayımlanmış olan “Depremlerde Sağlık Hizmeti” adlı kitabından derlenmiştir.


Paylaş :