Atatürk bir partinin değil, Türk milletinin ortak değeridir. Cumhuriyet de yalnızca bir siyasi hareketin değil, bu devletin kurucu iradesidir. Bu nedenle bugün CHP üzerinden yürüyen tartışmaları yalnızca bir parti içi kriz olarak okumak büyük eksiklik olur. Çünkü mesele, bir genel başkanlık yarışından ya da parti içi hizipleşmeden çok daha büyüktür. Asıl tartışma; Türkiye’de Atatürk’ün temsil ettiği Cumhuriyet çizgisinin neden zayıfladığı, kurucu devlet refleksinin neden aşındığı ve toplumun neden yeniden güçlü bir devlet aklı arayışına girdiğidir. CHP’de yaşanan kriz de bu büyük çözülmenin siyasi yansımalarından yalnızca biridir. Bugün CHP’de yaşanan kriz de bu açıdan okunmalıdır. CHP’ye yönelik operasyonun gayesi ne olursa olsun, esas mesele Atatürk’ü anlayan, yaşayan ve onun Cumhuriyet çizgisini sahiplenen kitlelerin ne yapacağıdır. Çünkü mesele bir genel merkez meselesinden büyüktür. Mesele, Cumhuriyet değerlerine inanan toplumsal zeminin dağılmadan, moralini bozmadan, ilkeler etrafında yeniden toparlanabilmesidir.
CHP’nin bugünkü tabloya gelmesinin sebepleri de açıktır. Atatürk çizgisinden uzaklaşılmıştır. Kurucu parti hüviyeti zayıflamıştır. Atatürk’ün ilke ve inkılaplarının temsil gücü aşınmıştır. Kişisel politikalar, adaylık hesapları ve dönemsel tavizler ortak ilkelerin önüne geçmiştir. CHP’nin yaşadığı savrulmanın temel sebeplerinden biri de budur. Parti zamanla kurucu devlet refleksinden uzaklaşarak daha parçalı ve kimlik merkezli bir siyaset diline yöneldi. Milli devlet perspektifi yerine dönemsel ittifak hesapları öne çıktı. Ekonomik bağımsızlık fikri zayıflarken, üretim odaklı devlet anlayışının yerini daha çok Batı merkezli ve küresel sistemle uyumlu bir siyasal söylem almaya başladı. Oysa Atatürk çizgisinin temelinde tam bağımsızlık vardır. Siyasi bağımsızlık kadar ekonomik bağımsızlık da bu anlayışın merkezindedir. Bu çizgiden uzaklaşıldıkça CHP’nin toplum nezdindeki kurucu parti ağırlığı da doğal olarak aşınmıştır.
Bu süreç yalnızca siyasi bir savrulma değil, aynı zamanda sosyal bir obruk oluşturmuştur. Obruk bir anda meydana gelmez. Toprağın altında uzun süre boşalma olur. Yüzey sağlam görünür, fakat içeride derin bir zayıflama vardır. Siyasette de böyledir. İlkeler aşındığında, kurumsal hafıza zayıfladığında, kişisel hesaplar ortak davanın önüne geçtiğinde çöküş bir gün görünür hale gelir. Bugün yaşanan tablo da yılların birikmiş sonucudur. Fakat burada moral bozmaya gerek yoktur. Çünkü Atatürk fikri, bir partinin içinde başlayıp bir partinin içinde bitecek kadar dar değildir. Atatürk’ün millet nezdindeki karşılığı, parti hesaplarının çok ötesindedir. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan Atatürk’ü yalnızca tarihsel bir şahsiyet olarak değil, devlet aklı, bağımsızlık iradesi ve milli birlik zemini olarak görmektedir.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce yaptığı bir tespit bugün daha iyi anlaşılmaktadır. “Bugün Atatürk gelse, ‘Oğlum Haydar, CHP’nin başına sen geç’ derdi.” Bu söz, bir parti talebinden çok daha fazlasını ifade eder. Bu söz, Atatürk’ü gerçekten anlamanın; onun bağımsızlıkçı, halkçı, devletçi ve milli çizgisini bugüne taşımanın iddiasıdır. BTP’nin burada ortaya koyduğu çizgi de tam olarak budur. Atatürk’ü kuru bir sembol olarak değil, yaşayan bir devlet ve millet projesi olarak görmek. Cumhuriyet’i yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil, bugünün ve geleceğin kuruluş zemini olarak savunmak. Milli Ekonomi Modeli’yle ekonomik bağımsızlığı, “Hoş Geldin Atatürk” anlayışıyla da tarihsel ve fikri bağı yeniden kurmak.
Bugün çözüm, bir kişiyi merkeze alarak siyaset üretmek değildir. Kişi temelli çözüm dayatmaları, yeni çözümsüzlükler üretir. Türkiye’nin krizi kişisel değil, yapısaldır. O halde çözüm de ilkesel olmak zorundadır. Muhalefet, isimler etrafında değil, asgari müşterekler etrafında birleşmelidir. Bu asgari müşterekler bellidir: Atatürk’ün Cumhuriyet ilkeleri, milli egemenlik, üniter devlet yapısı, laik hukuk devleti, ekonomik bağımsızlık, liyakat, sosyal adalet ve tam bağımsız Türkiye hedefi. Bu ilkeler etrafında kurulacak bir muhalefet anlayışı, yalnızca seçim kazanma hesabı yapmaz; millete yeniden yön, güven ve umut verir.
Türkiye ağır bir dönemden geçmektedir. Ekonomik kriz, hukuk bunalımı, kurumsal aşınma, dış politika baskıları ve toplumsal yorgunluk aynı anda yaşanmaktadır. Böyle bir dönemde yapılması gereken, moral bozukluğu üretmek değil, milleti ortak ilkeler etrafında yeniden ayağa kaldırmaktır. CHP’de yaşanan kriz, Atatürkçü kitleler için bir dağılma sebebi değil, yeniden düşünme ve toparlanma vesilesi olmalıdır. Çünkü Atatürk bir partinin değil, Türk milletinin ortak değeridir. Cumhuriyet bir tabelanın değil, bu devletin kurucu iradesidir.
Cumhuriyet’i yeniden ayağa kaldıracak olan şey yeni isimler değil, yeniden hatırlanan ilkelerdir.


