CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “En iyi savunma hücumdur” diyerek yeni bir siyasi süreç başlattıklarını açıklaması, erken seçim tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi ve muhalefetin daha sert ve görünür bir siyaset dili benimsemeye başlaması, Türkiye’de siyasetin yeni ve daha hareketli bir döneme girdiğini gösteriyor. Ancak bugün seçimi kazanmanın şartı yalnızca siyasi söylemi sertleştirmek ya da iktidarı daha fazla eleştirmek değildir. Asıl mesele, Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırabilecek toplumsal ve siyasal zemini kurabilmektir. Çünkü vatandaş artık yalnızca iktidarın yanlışlarını dinlemek istemiyor. Vatandaş zaten mutfaktaki yangını biliyor. Pazardaki fiyatı da biliyor, kirayı da biliyor, gençlerin gelecek kaygısını da görüyor. İnsanlar artık şunu soruyor: “Tamam, sorunları biliyoruz. Peki çözüm ne?”
İşte bugün muhalefetin önündeki en büyük sınav budur.
Sokağa çıkmak önemlidir. Miting yapmak önemlidir. Halkla temas kurmak önemlidir. Fakat sadece tepki siyasetiyle toplumun tamamını ikna etmek mümkün değildir. İnsanlar artık öfke değil, güven görmek istiyor. Kavga değil, devlet ciddiyeti görmek istiyor. Slogan değil, yol haritası duymak istiyor.
Tam da bu noktada BTP’nin son dönemde yaptığı “bütünleşik muhalefet” çağrısı dikkat çekici bir yere oturuyor. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın özellikle son aylarda altını çizdiği temel mesele şu: Muhalefet sadece seçim dönemlerinde yan yana gelen siyasi partiler görüntüsünden çıkmalıdır. Türkiye’de artık daha geniş, daha derin ve toplumsal tabanı olan bir birliktelik inşa edilmelidir. Hüseyin Baş’ın “amasız, fakatsız birliktelik” vurgusu aslında tam da Türkiye’nin ihtiyacına işaret ediyor. Çünkü bugün mesele yalnızca bir parti meselesi değildir. Mesele demokrasi meselesidir. Hukuk meselesidir. Gelecek meselesidir. Dolayısıyla muhalefetin de sadece siyasi partilerden oluşan dar bir alan içinde hareket etmesi yeterli değildir.
Toplumun farklı kesimlerini içine alan büyük bir toplumsal zemin oluşturulmalıdır. Gazetecilerden akademisyenlere, sendikalardan barolara, sanatçılardan iş insanlarına, çiftçilerden gençlere kadar toplumun bütün kesimleri aynı demokratik zeminde buluşabilmeli; Türkiye’nin geleceği yalnızca siyasi partilerin değil, bu ülkenin yükünü taşıyan bütün toplumsal kesimlerin ortak iradesiyle yeniden inşa edilmelidir. Kısacası bu ülkenin yükünü taşıyan herkes aynı demokratik zeminde buluşabilmelidir. Çünkü bugün Türkiye’de çok dikkat çekici bir psikoloji oluşmuş durumda. İnsanlar yalnız hissediyor. Herkes kendi derdini tek başına yaşadığını düşünüyor. Oysa toplumun çok büyük kısmı aynı ekonomik baskıyı, aynı adaletsizlik duygusunu ve aynı gelecek kaygısını taşıyor.
Muhalefetin görevi tam da burada başlıyor. Bu toplumsal enerjiyi ortak bir hedefe dönüştürebilmek… Sadece seçim odaklı değil, ülkenin geleceğini merkeze alan bir birliktelik kurabilmek… İşte BTP’nin “toplumsal muhalefet piramidi” yaklaşımı bu yüzden önemlidir. Çünkü burada önerilen şey yalnızca siyasi bir ittifak değildir; toplumsal bir dayanışma zeminidir. Üstelik zamanlama da kritik. Hüseyin Baş’ın özellikle “bugünden başlamalı” vurgusu önemli. Çünkü Türkiye artık sürekli ertelenen çözümlerden yoruldu. İnsanlar geleceğe dair netlik görmek istiyor. “Seçim yaklaşınca konuşuruz” anlayışı toplumda karşılık üretmiyor.
Bir başka önemli nokta ise şu: Muhalefet artık yalnızca “AK Parti karşıtlığı” üzerinden siyaset yapamaz. Çünkü toplum şunu da duymak istiyor:
Ekonomi nasıl düzelecek? Gelir dağılımı nasıl adil hale gelecek? Tarım nasıl ayağa kaldırılacak? Gençler nasıl umut bulacak? Türkiye üretime nasıl dönecek?
Eğer bu soruların cevabı verilmezse, meydanların kalabalığı tek başına yeterli olmaz.
Bugün Türkiye’de siyaset yeni bir eşiğe gelmiştir. Dünya değişiyor. Küresel sistem değişiyor. Enerji savaşları, ekonomik krizler ve bölgesel kırılmalar yeni bir dönemi şekillendiriyor. Böyle bir süreçte Türkiye’nin hâlâ günübirlik siyasi hesaplarla vakit kaybetme lüksü yoktur. Bu nedenle muhalefetin başarısı sadece seçim kazanıp kazanmamasıyla ölçülmeyecek. Toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturup buluşturamayacağıyla ölçülecek.
Çünkü artık mesele yalnızca iktidarı değiştirmek değil; Türkiye’nin yönünü değiştirmektir.


