Ahmet Hamdi Kepekçi

MATERYAL VE METOD

Home » Boğaz Hastalıkları » MATERYAL VE METOD
materyal-ve-metod

Retrospektif olalrak incelediğimiz bu 69 hastada revizyon cerrahisi için başlıca endikasyon; postoperatif dönemde iletim tipi işitme kaybının düzelmemesi ya da rekürrens ile birlikte hava – kemik aralığının 20 dB ve üzerinde olmasıdır.

Odyolojik değerlendirme kliniğimizin ISO 1964′ e standardize edilen Madsen Electranics’ in OB 40 modeli odyometri cihazı ile yapılmıştır.

Preoperatif ve postoperatif hava ve kemik iletim değerleri 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz’ in ortalamaları esas alınarak değerlendirilmiştir. Hava-kemik aralığındaki kapanma postoperatif hava iletim ortalamasından preoperatif kemik ortalaması çıkarılarak elde edilmiştir.

Sonuçlar hava-kemik aralığında 0-10 dB, 11-20 dB, 21-30 dB ve 30+ dB’ e kapanma şeklinde sınıflandırılmıştır.

Revizyon operasyonu esnasında karşılaşılan bulgulara göre işitme kazançları değerlendirilmiştir.

Hastaların yaşları 10′ ar yıllık periyodlar halinde değerlendirilmiştir.

BULGULAR :

T.C. S.B. İstanbul Haseki Hastanesi KBB Kliniği’ nde 1963 ile 1995 yılları arasında 69 revizyon stapes cerrahisi gerçekleştirilmiştir.

Çalışma popülasyonu 31 erkek (%45) ve 38 kadın (%55) hastayı içermektedir.

Hastaların yaşları 14 ile 65 yaş arasında değişmekte olup, ortalama yaş 34.9 olarak bulunmuştur. Hastaların %62′ si 20-40 yaş arasında, %4.35′ i 20 yaşın altındadır.

Revizyon cerrahisi gerektiren başarısızlık nedenleri Tablo-1′ de özetlenmiştir.
Bu seride en sık revizyon cerrahisi nedeni protezin yerinden kaymasıdır ve 25 vakada (%36) belirlenmiştir. 20 hastada problem protezin oval pencere merkezinden migrasyonu iken 5 hastada inkusla olan bağlantısı bozulmuştur. Postoperatif dönemde hava-kemik aralığı 14 hastada (%56) 10 dB’ in altına inmiştir. 4 hastada 11-20 dB arasında, 2 hastada 21-30 dB arasında, 3 hastada ise 30 dB’ in üzerinde bulunmuştur.

Protez çevresinde brid ve erozyonlar 9 hastada görülmüştür (%13). Postoperatif dönemde hava-kemik aralığı 2 hastada (%22) 10 dB’ nin altına, 7 hastada ise (%78) 30 dB’ in altına inmiştir. 9 hastada protezin tabanda fikse olduğu tespit edilmiştir (%13). Postoperatif dönemde hava-kemik aralığı 1 hastada 10 dB’ in altına, 5 hastada ise 30 dB’ in altına inmiştir.

9 hastada oval pencere çevresinde yeni otosklerotik kemik oluşumu tespit edilmiştir. Bu vakalar bir istisna dışında ilk ameliyatında mobilizasyon uygulanan hastalardır ve serimizin erken dönemlerinde opere edilmişlerdir. Postoperatif dönemde hava-kemik aralığı 4 hastada (%44) 10 dB’ in altına, 7 haftafa ise (%78) 30 dB’in altına inmiştir.

4 hastada (%6) inkus uzun kolunda nekroz bulunmuştur. Postoperatif dönemde hava-kemik aralığı 3 hastada 10 dB’ in altına inerken, 1 hastada ileri derecede sensorinöral işitme kaybı gelişmiştir.

Piston çevresinde granülom 4 hastada saptanmıştır. Hava-kemik aralığı 1 hastada 10 dB’ in altına inerken 3 hastada 30 dB’ in üzerinde kalmıştır.

Oval pencere fistülü 3 hastada (%4.3) görülmüştür. H-K aralığı 1 hastada 10 dB’ in altına inerken, 1 hastada da sensorinöral işitme kaybı gelişmiştir.

Genel olarak incelendiğinde 69 hastanın 56′ sında (%81) işitmede düzelme elde edilmiştir (Tablo-3).
Buna rağmen postoperatif dönemde H-K aralığı sadece 29 hastada (%42) 10 dB’ in altına inmiştir (Tablo-4.) 2 hastada ise ileri derecede sensorinöral işitme kaybı gelişmiştir.
öZET :

Çalışmamızda 1996 yılı Ekim-Aralık ayları arasında 50 adenoid hipertrofili olguda çıkarılan adenoid dokuları histopatolojik olarak incelendi. Bu 50 olgu 2 grupta incelendi. 1. gruptaki 25 olguda adenoid hipertrofiyle birlikte efüzyon otitis media’ da vardı. 2. grupta ise yalnızca adenoid hipertrofi vardı.

Aynı büyüklükte adenoid hipertrofili olmasına rağmen kulakları normal olan grupla, efüzyonlu otitis media bulunan grubun adenoid dokuları arasında histopatolojik olarak farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlandı.

1. gruptaki olguların %….’ ında germinal merkezlerde genişleme, %… ” ında lenfoid fokkül artışı, %…’ ında interselüler lökosit infiltrasyonu, %….’ ında epitel erozyonu, %…’ ında damarlaşma artışı bulundu. 2. grupta ise olguların %….’ ında germinal merkezlerde genişleme, %…’ ında lenfoid föküler artışı, %…’ında interselüler lökosit infiltrasyonu, %….’ında epitel erozyonu, % “ında ve artışı bulundu. Her iki grup arasında histopatolojik bulgular arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).

Bu bulguların ışığında selüloid hipertrofiye efüzyonel otitis media ilişkisinin farklılık yönlerinin araştırılması gerektiği kanısına varıldı.

SUMMARY :

We evaluated the adenoidal fissue histopathologically that was removed from 50 patients with adenoidal hypertrophy between October and December 1996. 50 patients were divided in to twp groups. 25 cases in the first group had adenoidal hyperrophy and otitis media with effusion and 25 cases in the second group had only adenoidal hypertrophy. We planned to find out the histopathological differences of the adenoidal tissue between the first and second groups.

We found expansion of the germinal centers in the fist group in %….., in the second group in % , of cases, intercellüler lenfosit infiltration in % , in the second group in % of cases, epithelial erosion in the first group in % , in the second group in % of cases, incoase of vascularisation in the fist group in % , in the second group % of cases.

Differences between two groups were not statistically significant. Our results suggest thet were information and investization are necessary about the between otitis media with effusion and adenoidal hypertrophy.

Paylaş :