Ahmet Hamdi Kepekçi

15 Temmuz’lar Nasıl Son Bulur

Home » Köşe Yazıları » 15 Temmuz’lar Nasıl Son Bulur
15-temmuzlar-nasil-son-bulur

Ülkemizde uzun yıllardan beri uygulanan dinlerarası diyalog projesinden maalesef vazgeçilmiyor. Dinlerarası diyalog kavramı her ne kadar dini olarak görünse de, aslında bir siyasi projedir. Haçlı dünyası, İslam ülkeleri üzerindeki işgal projelerinden hiç vazgeçmemişlerdir.  Dinlerarası diyalog dini projesi ile bir yandan peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı ve de Muhammed’i bakışı devre dışı bırakma, öte yandan milli hassasiyetimizi ortadan kaldırmaya gayret etmişlerdir.

“Hz. İbrahim’de buluşalım” teraneleri gündem edilmiştir. Burada çok şeytani bir oyun vardır. Ümmetin “birlik” ölçüsü değiştirilmek ve parçalanmak istenmektedir. Rahmeten-lil Alemin olan peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) efendimizdir. Dini olarak buluşulması gereken peygamberimiz Hz. Muhammed efendimiz ve Kuran-ı Kerim’dir. Ancak ‘nesep’ ön plana çıkartılarak Hz. İbrahim’de buluşalım propagandası ile evrensel bir hakikat gizlenmeye çalışılmaktadır. Hakkın örtülmesi küfürdür. Bu çalışma da bal gibi bir küfür hareketidir.

 

Dinler arası diyalog ile diğer din mensuplarına karşı hoşgörü teması işlenerek, milletimize ve devletimize olan aidiyet hissi zayıflatılmak istenmektedir. Dinlerarası diyalog ile diğer din mensuplarına hoşgörüden bahsedilirken, beri tarafta kendi dinimizin mensuplarına karşı ayrımcılık ve ötekileştirme çalışmalarına devam edilmektedir. Yurttaşlarımız ve dindaşlarımız olan Aleviler dinsiz kabul edilmiş, Aleviler toplumun dışına itilerek ötekileştirilmeye çalışılmıştır. Ülkemizde yaşanan Alevi-Sünni çatışmaları, maalesef çok acı faturalara sebep olmuştur. Sivas’ta, Çorum’da, Kahramanmaraş’ta Alevi-Sünni çatışmaları ve ağır faturaları hala capcanlıdır.

 

Dinlerarası diyalog çalışmaları henüz başlamadan bunun işaretlerini gören Prof. Dr. Haydar Baş hocamız “Dini Bütünlüğümüz, milli bütünlüğümüzün teminatıdır” tespitini yapmıştır. Bu konuda kitaplar yazmış, kongre, sempozyum ve konferanslar tertiplemiştir. Şubat 1998’de papaya bağlılığını ilan etmeye giden ve iş birliği teklifi yapan Fethullah Gülen’e karşı ilk andan itibaren karşı çıkan ve bunun dini ve milli gerekçelerini açıklayan yine Haydar Baş hoca olmuştur. O günleri çok iyi hatırlıyorum. Zaman gazetesinde Fethullah Gülen’den- papaya mektup, yayınlandığında Haydar Hocadan başka hiç kimse mektubun ne anlama geldiğini anlamamıştı. Ayağına demir çarık giyen Haydar hoca ve kadrosu milleti aydınlatmak için kanaat önderleri dâhil herkese ama herkese gitti. Dağ taş demeden, köy kent demeden her türlü zorluğa göğüs gerilerek çalışıldı. Bugün FETÖ karşıtlığını bayraklaştıranlar o gün ne diyorlardı biliyor musunuz? “Siz Hocaefendi ve çalışmalarını kıskanıyorsunuz, ayrımcılık yapıyorsunuz” diyorlardı. FETÖ ile beraber olmak güç devşirmek demekti, FETÖ’ye karşı çıkmak ise hedefte olmak mağdur olmak demekti. Yıllar içerisinde Haydar hoca ve kadrosu hep mağdur edildi. Ancak Haydar hoca hiç duruşunu değiştirmedi. O hep Allah’a vereceği hesabı düşündü, buna göre hayatını düzenledi.

 

Yıllar geçtikçe Fethullah Gülen ve hareketi büyüdü. O büyürken Haydar hoca ve düşüncelerine marjinal ifadesi kullanıldı. Aradan geçen 18 yıl bu böyle devam etti. Ancak dinlerarası diyalog zemininde büyüyen FETÖ hareketi artık bir canavara dönüşmüştü. Dinlerarası diyalog çalışmalarıyla örgütlenen, ayrılıkçı güçlerin ülkemizi işgal adına nasıl darbe girişiminde bulunduğunu 15 Temmuz’da hep birlikte görmüş olduk. Bu esaret girişimine ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde giden Aziz Türk Milleti -bağımsızlık benim karakterim- diyerek karşı çıktı. İşgalcilerin oyununu alt-üst etti. Artık Haydar hocanın Atatürk’ün izinde olduğu ve merkezin kendisi olduğu, dinlerarası diyalogcuların ise marjinallerin  ta kendileri olduğu anlaşılmış oldu.

 

Haydar hocanın karşı çıktığı şahıslar değildir, onların fikir ve düşünceleridir. Şahısların yanlışlarına yaptırım uygulayacak olan devlettir, devletin hukuk anlayışıdır. Haydar hoca sadece yanlışı ortaya koymamış çözüm yollarını da kamuoyu ile paylaşmıştır. Düşüncelerini kütüphane çapından kitaplarla tarihe mal etmiştir.

Ülke olarak birliğe ve beraberliğe ihtiyacımız vardır. Şunu iyi bilmemiz gerekir. Alevi olsun, Şii olsun, Sünni olsun millet olarak hepimizin kalbinde ve gönlünde olan Hz Ali’dir, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir, 12 Ehl-i Beyt İmamıdır;  Ehl-i Beyt efendilerimizin pak soyudur.

Haydar Baş hocamız, dinlerarası diyalog oyunlarını bozmuş, bütün inananların Ehl-i Beyt paydasında birleşmesinin esas olduğunu ifade etmiştir. Bu konuda 14 eser kaleme almıştır. Bizler kendi aramızda Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi, bir olur, iri olur,  diri olursak asıl güce o zaman ulaşırız. Aksi halde mezhep çatışmaları ile güç kaybederiz ve dinlerarası diyalog çalışmalarının kurbanı oluruz.

 

Saldırı bataklıkları kurutulmadan, dini ve milli bütünlüğümüzü teminat altına almadan, sineklerle mücadele etmek kalıcı çözüm değildir; bir sinek gider daha dirençli bir başka sinek gelir. O halde ülkemizdeki bütün kurum ve kuruluşların bu temel mantığa göre davranışlarını yeniden tasarlamaları gerekmektedir.


Paylaş :