Ekonomide zifiri karanlık “Slumpflasyon” dönemine girildi

Ekonomide zifiri karanlık “Slumpflasyon” dönemine girildi

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK), 2018 yılı Gayrisafi
Yurt İçi Hasıla (GSYH)  açıklaması aslında tam bir S.O.S. Açıklamaya göre
Türkiye ekonomisi %3 oranında küçülmüş aynı zamanda enflasyon çapını genişletmiş
durumda. Artık mutfaklarımıza da yapıştı enflasyon. Aslında uzun yıllardan beri
enflasyonla yaşamaya alışmış olan vatandaşımız ne oldu da, artık bu yükü
taşıyamaz hale geldi. Sorunu çok iyi tespit etmek gerekir. Teşhis konamayan
hastalıkların tedavisi de mümkün değildir.

Evet, enflasyon olsa da milletin cebinde para vardı.
Alışveriş yapıyor ve piyasalarda bir hareket vardı. Fakat son yıllarda
piyasalar iyiden iyiye durgunlaştı. Ülkedeki büyüme durdu ama enflasyon düşmedi
o hala yükselmeye devam etti. Bu bir stagflasyon tablosu idi. İşadamı, toprak
sahibi çalıştıkça nakit sıkıntısı arttı ve borca mahkum oldu. Çözüm için mal
varlığını satarak borcunu ödeme yoluna gitti. Hükümet dışardan borç alarak
piyasalardaki hareketi sürdürme politikasını uyguladı. Ancak bu dışa
bağımlılığı arttırdığı gibi alınan paraların borç faizi o kadar arttı ki,
devlet gelirleri ile borç faizlerini bile ödeyemez oldu.

Sadece devlet mi, vatandaş da nakit ihtiyacını karşılamak
için kredi kartlarına yüklendi. Cebinde parası yoktu ama evde çocuk süt
bekliyordu, eşi ekmek bekliyordu. Günü gelmesine rağmen kredi kartı borcunu
ödeyemedi ve açılan borç faizi mezarlığına o da düşürüldü. Neden mi, ne
yapılırsa yapılsın önceden belirlenen kadar kişi ve miktarda borç ödenecek diğerleri
ödeyemeyecekti. Sebep çok açık; çünkü piyasalarda dolaşımda olması gereken
miktar “emisyon” yani sıcak para yoktu. Gelişmiş ülkelerde %35-50 sevilerinde
olan emisyon bizim gibi kontrol altında tutulan faiz baronlarına teslim edilen
ülkelerde %2,5 seviyesinde de ondan.

Parasını ancak dışardan alınan borç para karşılığı basınca, dışardan sıcak borç para gelmeyince ve işyerleri kapanınca ülkemiz ekonomik olarak esir alınmış oldu. Neticede ekonomisi küçülen ama ortada üretim ve ürün olmadığı bir Türkiye tablosu ortaya çıktı. Maliyet enflasyonuna ek olarak talep enflasyonu da devreye girince ekonomide slumpflasyon tablosuna girildi. Slump, çökme anlamına geliyor, yani çöküş ve pahalılığın piyasalara hakim olmasıdır. Ekonominin çöküşe geçtiği ‘yoğun bakım’ safhasına girildi.

Bu günlere gelinmesi sürpriz değil. Yıllardan beri Prof.
Dr. Haydar Baş beyefendinin ikaz ettiği günler bu günler. Sorunu gören BTP
genel başkanı Haydar Baş hocamız çözüm olarak da Milli Ekonomi Modeli (MEM) ve
bu modelden hareketle Sosyal Devlet Milli Devlet projesini göstermişti. Dünyada
yaşanan ekonomik krizde Rusya ve Çin başta olmak üzere 4 milyar BRICS ahalisi
bu modeli kullanıyor.  Haydar hocanın ilk
defa tanımını yaptığı ‘milli paralar’ ile ticaret yapıyorlar. Bizim ülkemiz ise
sadece dudak tiryakisi durumunda. Ak Partiden TBMM Başkanı seçilen Mustafa
Şentop, "Doları basan biz değiliz, fiyatını belirleyen biz değiliz.
Dünyanın ekonomik sistemini bu manipülatif ortamdan kurtarmamız lazım, diyor ve
çözüm olarak da  "Herkes kendi parasıyla
alışveriş yapsın" diyor. Güzel de nasıl olacak bu iş. Haydar hocadan alıp
da söylemek kolay. Rusya parlamentosu Duma’ya davet edilen Prof. Dr. Haydar Baş
hocamız tam 6 saat brifing verdi. Acaba Sayın Şentop MEM’in sahibi Haydar
hocayı TBMM’de 6 dakika misafir etti mi, modelini sahibinin dilinden öğrendi
mi?

Kısacası bu açıklamalar sadece halkın gazını almak için
yapılıyor. Ancak gelinen noktada bu da yeterli olmayacaktır. Prof. Dr. Victor
Minin’in 2005 yılında söyledikleri yeniden hafızamda canlanıyor. Hocam sürüne
sürüne dizinizin dibine gelecekler, sizin modelinize muhtaçlar, demişti.

Evet, artık o günler geldi.