Bir Ağaç Meselesi
Akbelen’de yaşananlar, bir ormanın hikâyesi değildir. Bir ülkenin kendisiyle nasıl bir gelecek kurmak istediğinin hikâyesidir. Çünkü mesele sadece ağaç değil; mesele toprak, su, insan ve nihayetinde adalettir.
Muğla’nın bir köyünde başlayan direniş, kısa sürede ülke gündemine oturdu. Yöre halkı, yıllardır yaşadığı toprağı, nefes aldığı ormanı ve geçimini sağladığı doğayı korumak için ayakta. Ellerinde ne büyük sermaye var ne de güçlü bir siyasi destek. Sadece bir hak iddiası var: “Bu toprak bizim yaşam alanımızdır.”
Karşılarındaki duruşun gerekçesi ise, enerji ihtiyacı, ekonomik gerekçeler ve kalkınma söylemi… İşte tam bu noktada Türkiye’nin en temel sorularından biri karşımıza çıkıyor: Orman mı, kömür mü?
Bu sorunun cevabı sadece ekonomik bir tercih değildir. Bu, aynı zamanda bir medeniyet tercihidir. Çünkü doğayı sadece bir kaynak olarak gören anlayış ile doğayı bir emanet olarak gören anlayış arasında derin bir fark vardır.
Akbelen’de kesilen her ağaç, aslında bir zihniyetin kesitidir. Ve o zihniyet şu soruyu beraberinde getirir: “Toprağını savunmak suç mu?”
Eğer bir insan, yaşadığı yeri korumaya çalışırken kendini mahkeme salonlarında buluyorsa, burada tartışılması gereken sadece hukuk değildir. Hukukun nasıl uygulandığı, kimin için işlediği ve neyi koruduğudur. Kelepçeli yargı görüntüleri, bir davadan öte, toplumun vicdanında açılan bir yaradır.
Çünkü hukuk, güçlü olanın değil; haklı olanın yanında durduğunda anlam kazanır.
Akbelen’de yaşananlar bize bir gerçeği daha hatırlatıyor: Kalkınma nedir?
Eğer kalkınma, doğayı yok ederek ilerliyorsa, o ilerleme değil, tükeniştir. Eğer ekonomik büyüme, suyu kirletiyor, toprağı verimsizleştiriyor ve insanı yerinden ediyorsa, bu bir başarı hikâyesi değildir. Bu, geleceğin borçlanmasıdır.
Su, tarım ve gıda… Bunlar sadece ekonomik başlıklar değildir. Bunlar bir milletin varlık şartlarıdır. Orman sadece ağaç değildir; suyun kaynağıdır, toprağın koruyucusudur, hayatın sigortasıdır. Bugün kesilen bir ağaç, yarın kuruyan bir su demektir. Kuruyan su ise göç, yoksulluk ve kriz demektir.
Bu noktada tarihe dönüp bakmak gerekir.
Mustafa Kemal Atatürk, Yalova’da bir ağacın dalı kesilmesin diye köşkü temelinden kaydırdı. Bugün ise bir köşk için değil, bir maden için bir orman ortadan kaldırılıyor.
Fark, sadece tercih değil; anlayış farkıdır.
Farkı görüyor musunuz?
Birinde doğa ile uyum var; diğerinde doğaya müdahale.
Birinde insan ile barış var; diğerinde insan ile gerilim.
Birinde gelecek düşünülüyor; diğerinde bugünün hesabı yapılıyor.
Akbelen meselesi, bu yüzden sadece bir çevre meselesi değildir. Bu, doğa ile kurduğumuz ilişkinin, insanla kurduğumuz bağın ve devletten beklediğimiz adaletin bir sınavıdır.
Ve bu sınav, bize başka bir gerçeği daha gösteriyor:
Madencinin Ankara’ya yürüyüşü ile Akbelen’deki direniş aynı zeminde buluşuyor.
Orada emek adalet arıyor; burada toprak adalet arıyor. Ama aranan şey aynı: Adalet.
Devletin görevi de burada başlar. Devlet, sadece ekonomik büyümeyi değil, toplumsal dengeyi de gözetmek zorundadır. Sadece üretimi değil, yaşamı da korumak zorundadır. Çünkü devlet, şirket değildir. Devlet, bir milletin ortak iradesidir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, daha fazla üretim kadar, daha adil bir yönetimdir. Daha fazla yatırım kadar, daha dengeli bir kalkınmadır. Ve en önemlisi, doğa ile barışık, insan ile barışık bir yönetim anlayışıdır.
Çünkü açık bir gerçek vardır: Bugün kesilen ağaç, yarının kaybedilen vatanıdır. Mesele çevre değil, gelecek meselesidir.
İşlemlerimiz
drahmethkepekci
drahmethkepekci
drahmethkepekci
0549 620 00 34
drahmethkepekci