Türkiye’de Asıl Sorun: Muhalefetsizlik

Türkiye’de Asıl Sorun: Muhalefetsizlik

Türkiye’de siyaset uzun süredir yanlış teşhisle tartışılıyor. Çünkü yıllardır tekrar edilen bir cümle var: “Türkiye’nin sorunu iktidardır.” Oysa bugün gelinen noktada daha gerçekçi bir tespit yapmak zorundayız: Türkiye’de iktidar problemi yok, muhalefet problemi var.
Evet, güç iktidarın elindedir, yön verir, karar alır. Ama demokrasilerde asıl denge unsuru muhalefettir. Muhalefet yoksa ya da işlevsizse, iktidarın hatalarını sınırlayacak bir mekanizma da kalmaz. Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur.
Ana muhalefetin son dönemdeki hamlelerine baktığımızda bir strateji değil, daha çok anlık refleksler görüyoruz. Özellikle günlük siyaset, bunun en açık örneğidir.
Bir örnek mi istiyorsunuz; ara seçim çağrıları gündeme getiriliyor. Ancak anayasa açık. Anayasa’nın 78. maddesi, ara seçim için belirli şartlar koyuyor. Meclis’te sandalye sayısının yüzde beşinin boşalması gerekiyor. Bu gerçekleşmeden ara seçim mümkün değil. Peki bu nasıl sağlanacak? Milletvekillerinin istifasıyla. Ancak burada da ikinci bir sorun var: Meclis bu istifaları kabul etmek zorunda değil. Yani süreç, tamamen karşı tarafın kontrolüne açık. Bu tablo bize şunu gösteriyor: Ortada gerçekçi bir plan yok, daha çok siyasi mesaj verme çabası var.
Siyaset sadece sayı değil, toplum psikolojisidir. Toplumu ikna edemediğiniz bir yerde, sayısal hesapların hiçbir anlamı kalmaz.

Daha dikkat çekici olan ise kurulan temasların yönüdür. Bir siyasi parti, seçim kazanmak istiyorsa önce geniş bir toplumsal zemin oluşturur. Merkezde durur, farklı kesimleri bir araya getirir.
Ancak burada tam tersi bir tablo ortaya çıktı. CHP’nin ilk teması DEM ile kurması, siyasi mesaj açısından son derece kritik bir tercihtir. Bu tercih, sadece bir görüşme değildir; aynı zamanda bir konumlanmadır. Bu konumlanma, doğal olarak başka kesimleri dışarıda bırakır. Nitekim bugün muhalefet bloğunda ciddi bir dağınıklık vardır. İYİ Parti ayrı konuşuyor, Zafer Partisi ayrı çağrı yapıyor, diğer partiler başka bir yön arıyor. Ortada ortak bir zemin yok. Oysa siyaset, özellikle Türkiye gibi ülkelerde, ittifak kurabilme sanatıdır. Altılı masa döneminde BTP’nin hiçbir makul gerekçe olmadan masa dışında bırakılması bile muhalefetin durumunu özetlemektedir. Parçalanan muhalefet, iktidarın en büyük avantajıdır. Ancak birleştiremeyen kazanamaz.

Bir diğer temel sorun ise kimlik üzerinden siyaset yapılmasıdır. “Kürt oyları”, “şu kesimin oyları” gibi ifadeler, siyaseti daraltır, toplumu böler.
Oysa siyasetçi şunu söylemelidir: “Ben bu ülkenin tüm vatandaşlarının sorununu çözeceğim.”
Çünkü vatandaş oyunu kimliğine göre değil, hayatına göre verir.
İş bulamayan bir gencin derdi kimliği değildir.
Geçinemeyen bir ailenin sorunu etnik köken değildir.
Ama siz siyaseti kimlik üzerinden kurarsanız, çözüm üretme kapasitenizi kaybedersiniz. Bugün yapılan en büyük hata da budur. Kimlik üzerinden oy hesabı yapılmakta, ancak vatandaşın gerçek sorunları ikinci plana atılmaktadır. Oysa gerçek çok nettir: Vatandaşın oyu çözümle kazanılır.

Bugün muhalefetin yapması gereken şey aslında çok nettir: 
Kimlik siyasetinden uzaklaşmak 
Ortak bir zemin oluşturmak 
Ekonomi, üretim ve geçim üzerine somut çözümler üretmek 
Toplumun tüm kesimlerine hitap eden bir dil kurmak 
Ama en önemlisi, gerçekten iktidar alternatifi olduğunu göstermek.
Çünkü siyaset boşluk kaldırmaz.
Muhalefet o boşluğu dolduramazsa, mevcut düzen devam eder.
Ve bu yüzden tekrar söylemek gerekiyor: Güçlü iktidar değil, zayıf muhalefet sorunudur bu.
Türkiye’de asıl sorun iktidar değil, muhalefetsizliktir. Türkiye’de asıl sorun iktidar değil, muhalefetsizliktir.