Asıl Hedef: Mezhep Savaşı mı ? Büyük Plan Ne ?
Bugün Ortadoğu’da yaşananları sadece devletler arası bir savaş olarak okumak, büyük resmi kaçırmaktır. Çünkü bu savaşın asıl hedefi toprak değil; zihinlerdir. Asıl cephe sınırlar değil; toplumların içidir.
Ve bu cephede kullanılan en tehlikeli silah mezheptir.
Tarih bize defalarca aynı gerçeği göstermiştir: Emperyalist güçler doğrudan savaşmaktan çok, başkalarını savaştırmayı tercih eder. Çünkü bu yöntem daha az maliyetlidir, daha az risklidir ve en önemlisi daha kalıcı sonuç üretir.
Bugün de aynı senaryo sahnededir.
Başta ABD olmak üzere emperyalist güçler, İslam dünyası üzerinde yeni bir çatışma hattı kurmaya çalışıyor. Bu hattın adı ise açık: Şii–Sünni gerilimi.
Amaç nettir:
İslam ülkelerini kendi içinde bölmek, parçalamak ve birbirine kırdırmak.
Bu oyun yeni değildir.
Dün Irak’ta oynandı.
Suriye’de oynandı.
Yemen’de oynandı.
Bugün ise daha büyük bir ölçekte yeniden sahnelenmek isteniyor.
Çünkü emperyalist akıl şunu çok iyi biliyor:
Bir toplumu dışarıdan yıkmak zordur. Ama içeriden bölmek son derece kolaydır.
İşte bu yüzden mezhepler, dinin önüne çıkarılmak isteniyor.
Oysa mezhep, İslam’ın içinde bir yorumdur; İslam’ın kendisi değildir.
Ancak bugün öyle bir dil üretiliyor ki, mezhep kimliği neredeyse dinin yerine ikame edilmeye çalışılıyor. Bu dil bilinçli olarak yayılıyor. Sosyal medyada, televizyonlarda, sokakta…
Ve en tehlikelisi, bu dil Türkiye’de de karşılık bulmaya başlıyor.
Bu noktada açık konuşmak gerekir:
Mezhep üzerinden nefret üreten her söylem, emperyalist bir projenin parçasıdır.
Bu dili kullananlar, farkında olsun ya da olmasın, aynı merkezden beslenmektedir.
Çünkü bu dilin sahibi ne bu coğrafyadır ne de bu millettir.
Bu dil, Amerikan dilidir.
Bu dil, çatışma üretir.
Bu dil, ayrıştırır.
Bu dil, parçalar.
Ve bu dilin sonucu bellidir:
Kazanan dış güçler, kaybeden ise Müslümanlar olur.
Bugün ABD–İsrail ekseninin İran’a yönelik saldırgan politikalarına baktığımızda da aynı stratejiyi görüyoruz. Mesele sadece askeri bir operasyon değildir.
Mesele;
enerji kaynaklarını ele geçirmek,
toprakları kontrol altına almak,
ve bölgeyi yeniden dizayn etmektir.
Başka bir ifadeyle:
Bir ülkeyi sadece yenmek değil, onu Gazze’ye çevirmek hedeflenmektedir.
Ancak bu süreçte dikkat çeken çok önemli bir gerçek vardır.
Türkiye’de toplumun büyük bir kesimi, siyasi görüşü ne olursa olsun bu oyunu görmüştür.
İlk günlerde farklı tonlarda yapılan açıklamaların zamanla değişmesi de bunun bir göstergesidir. Kamuoyunun refleksi, siyaseti de etkilemiştir.
İnsanlar kalemiyle, duasıyla, vicdanıyla bu süreci okumaktadır.
Çünkü bu millet, geçmişte oynanan oyunları hatırlamaktadır.
Ve bu noktada önemli bir tespiti hatırlamak gerekir:
Bu mezhep merkezli ayrıştırma stratejisi, Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yıllar önce açıkça ortaya konmuş ve fikrî zeminde bozulmuştur.
Bu millet, mezhep üzerinden bölünmeyeceğini defalarca göstermiştir.
Bugün de gösterecektir.
Çünkü büyük resme bakıldığında tehlike açıkça görülmektedir:
Eğer İslam ülkeleri bir mezhep savaşına sürüklenirse, bu coğrafya karpuz gibi ikiye bölünür.
Ve o noktadan sonra ne Şii ne Sünni için gerçek anlamda bağımsız bir gelecek kalır.
İkisi de kaybeder.
İkisi de dışa bağımlı hale gelir.
İkisi de kendi kaderini tayin edemez.
İşte emperyalist plan tam olarak budur.
Bu yüzden bugün en büyük sorumluluk, bu dili reddetmektir.
Bu yüzden bugün en büyük görev, birlik dilini savunmaktır.
Bu yüzden bugün en büyük mücadele, zihniyet mücadelesidir.
Unutulmamalıdır ki:
Mezhep tartışması başladığı anda, savaş çoktan kazanılmıştır.
İşlemlerimiz
drahmethkepekci
drahmethkepekci
drahmethkepekci
0549 620 00 34
drahmethkepekci