Modern Savaşın Yeni Yüzü ve Türkiye’nin Bağımsızlık Sınavı

Modern Savaşın Yeni Yüzü ve Türkiye’nin Bağımsızlık Sınavı

Dünya artık eski savaşların dünyası değildir. Tankların cephede karşı karşıya geldiği, orduların klasik meydan muharebeleri yaptığı dönem büyük ölçüde geride kaldı. Günümüzde savaşın karakteri değişmiştir. Modern savaş artık yalnızca cephede yürütülen bir çatışma değildir; teknoloji, istihbarat, siber operasyonlar ve yüksek hassasiyetli silah sistemleri üzerinden yürütülen çok boyutlu bir mücadele haline gelmiştir. Modern savaş artık yalnızca tankların ve uçakların savaşı değildir; veri, istihbarat ve teknoloji çağının savaşıdır.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonların da bu yeni savaş karakterini açık biçimde ortaya koyduğunu göstermektedir. Hava üstünlüğü, radar sistemleri, uydu istihbaratı ve uzun menzilli füze teknolojileri savaşın kaderini belirleyen başlıca unsurlar haline gelmiştir. İran’ın son yıllarda geliştirdiği ve radar sistemlerini aşabildiği ifade edilen yeni füze teknolojileri de bu savaşın teknolojik boyutunun ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Artık savaş yalnızca silah gücüyle değil, teknoloji ve stratejik akılla yürütülen bir mücadeleye dönüşmüştür. Bu nedenle günümüz çatışmaları askeri literatürde çoğu zaman “asimetrik ve hibrit savaş” olarak tanımlanmaktadır.

Modern savaşın bir diğer önemli boyutu ise askeri üsler ve istihbarat merkezleridir. Bugün Ortadoğu’da bulunan birçok askeri üs yalnızca operasyonların yürütüldüğü noktalar değildir. Bu üsler aynı zamanda uydu sistemleri, radar ağları ve gelişmiş sensör teknolojileriyle çalışan dev istihbarat merkezleri haline gelmiştir. Bir üssün devre dışı bırakılması çoğu zaman bir ordunun “gözünü ve kulağını” kapatmak anlamına gelir. Bu nedenle son dönemde İran’ın saldırılarında dikkat çeken hususlardan biri hedeflerin çoğu zaman doğrudan askeri üsler olmasıdır. Çünkü modern savaşta bilgi ve istihbarat, en az silah gücü kadar belirleyici bir unsurdur. İstihbarat ağının felç edilmesi, sahadaki askeri dengeleri kısa sürede değiştirebilir.

Ancak bütün bu gelişmeler Türkiye açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya koymaktadır. Ortadoğu’daki kriz yalnızca bölgesel bir çatışma değildir. Bu savaşın etkileri Türkiye’ye kadar uzanabilecek bir potansiyel taşımaktadır. Nitekim Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Anlaşması, iki ülke arasında askeri iş birliğini ve ortak savunmayı öngören stratejik bir anlaşmadır. Böyle bir ortamda bölgede yaşanabilecek herhangi bir askeri gerilim zincirleme etkiler doğurabilir. Bu nedenle Türkiye’nin son derece dikkatli, dengeli ve akılcı bir diplomasi yürütmesi hayati önem taşımaktadır.

Tam da bu noktada Türkiye’nin dış politikada hangi ilkeye dayanması gerektiği sorusu ortaya çıkmaktadır. Son günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı bazı açıklamalar kamuoyunda tartışmalara yol açmıştır. Özellikle ABD ile ilişkiler bağlamında yapılan değerlendirmeler Türkiye’nin dış politika çizgisi açısından eleştirilmektedir. Çünkü bir gerçeği unutmamak gerekir: ABD dünyanın tek hakimi değildir. Hiçbir ülke ABD’den izin alarak egemenlik hakkını kullanmaz. Hiçbir bağımsız devlet başka bir gücün müsaadesiyle hareket etmez. Böyle bir anlayış egemenlik ve bağımsızlık ilkesiyle bağdaşmaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesi ise tam tersine bağımsızlıktır. Bu milletin karakterini en iyi ifade eden söz Mustafa Kemal Atatürk’ün şu ifadesidir: “Bağımsızlık benim karakterimdir.” Bu söz bir siyasi slogan değil, bir devlet felsefesidir. Türkiye Cumhuriyeti bu anlayış üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla Türkiye’nin dış politikası da bu ilke üzerine şekillenmelidir: Hiçbir küresel güce biat etmeyen, kendi kararını kendisi veren, egemenliğini tartışmaya açmayan bir Türkiye.

Türkiye ancak kendi gücüne dayanarak güçlü kalabilir. Tarih bize göstermiştir ki bağımsızlığını başkasının iznine bağlayan milletler ayakta kalamaz. Türk milleti ise bin yıllık tarihinde hiçbir güce boyun eğmemiştir. Bugün de ihtiyaç duyulan şey aynı kararlılıktır: birlik, akıl ve bağımsızlık.